Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Ya Haberi Veren Bir Fasık İse?

A+A-

Hz. Peygamber, vahyin ilk temsilcilerine konuşmalarına dikkat etmelerini istemiş, “Kişinin her duyduğunu gidip sağda solda anlatması günah olarak ona yeter”,[1] “Özür dilemek zorunda kalacağın bir sözü söyleme!”[2] buyurmuş, kendisine sorulan “En faziletli (insan) kimdir?” sorusuna ise; “Dilinden ve elinden müslümanların (ve diğer insanların) emniyette olduğu kimsedir” cevabını vermiştir.”[3]

Kur’ân-ı Kerîm ise: “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve hep doğru söz söyleyin ki Allah da işlerinizi ve hallerinizi düzeltsin, günahlarınızı affetsin. Kim Allah'a ve Resûlüne itaat ederse, pek büyük bir mutluluk ve başarıya nail olur”[4] buyurmuştur.

Görüldüğü üzere kâmil bir mü’min her zaman hakkı, gerçeği ve doğruyu söyler, sorumluluk, farkındalık ve duyarlılık sahibidir. Ancak zaman zaman böyle olmayan müslümanlar da çıkabilir. Bunlar, toplumun karşısında rahatlıkla yalan söyleyebilir, masum insanlara iftiralar atabilir, kamuoyunu yanıltarak menfaat peşinde koşabilir. İşte burada da Yüce Allah mü’minlere böyle adamlara/kadınlara şu uyarıyı yapmakta ve bir takım mazeretlerin arkalarına sığınmamalarını tembihlemektedir:

“Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan birisi size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz!”[5]

Bu ayette Yüce Allah adeta, “Ey müminler, şeytan tarafından ele geçirilen, hak yoldan sapmış, günaha dalmış, bozguncu, özü sözü bir olmayan kötü niyetli birisi size herhangi bir konuda bir haber getirirse, (bir twett veya mesaj atarsa, bir görseli paylaşırsa), kulağınıza bir şey fısıldarsa, siz o sözün doğru olup olmadığını mutlaka ama mutlaka araştırın, muhakemenizi kullanın, güçlü deliller isteyin, incelemeden hemen inanmayın! Yok eğer yalan habere hemen inanır, yanlış bilgilendirmeden dolayı hatalı karar alırsanız, suçsuz insana/topluma kötülük yapmış, hoş olmayan bir davranış sergilemiş olursunuz da sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz. Ama iş iten geçer, siz bu yaptığınızdan sorumlu olursunuz! Sonra suçu birilerine atmaya kalkışmanız da hiçbir işe yaramaz! “Herkes söylüyordu ben de söyledim’, ‘Herkes alkışlıyordu ben de alkışladım’, “Herkes oraya gidiyordu ben de gittim” demeniz yeterli olmaz. Zira başka bir ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi [Hesap Günü'nde] bundan sorguya çekilecektir!”[6]

Yüce Allah mezkûr ayette de adeta şunları söylemektedir: “Ey mü’min! Bilmediğin konuda fikir beyan etme! Bilmediğin şeyin ardında düşme! Menfaatçi, çıkarcı, sahtekâr, tamahkâr, düzenbaz, hilebaz, hokkabaz, vurdumduymaz ve güvenilmez adamların peşinden gitme! Onları alkışlama! Onlara destek olma! Onlara kanma! Onların bazı olaylar ya da insanlar hakkında ileri sürdükleri mesnetsiz iddialara/iftiralara inanma! Yalan şehadette bulunan böylelerine itibar etme! Onlara aldanma! Fasıkların doğrulanmayan ve tahmine dayanan beyanlarına sahip çıkma! Elde doğru değerlendirme yapmaya yetecek sağlam veriler olmadığı halde birtakım toplumsal olaylara ve oluşumlara karışma! Fitne çıkartanlara destek olma! Terör örgütlerinin elinde oyuncak olma! Kendini maşa olarak kullandırtma!” demek istemektedir. Çünkü bir başka ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Kim haklı bir dâvâ uğrunda üstün çaba gösterirse (destek olursa, aracılık ederse, savunursa), onun kazandıracağı nimetlerden bir pay alacaktır ve kim de haksız bir dâvâ için koşturursa (aracılık ederse, alkışlarsa, maddî manevî yardım ederse, savunursa bunun) sorumluluğunun hesabını mutlaka verecektir: Çünkü Allah, her şeyi gözetleyicidir.”[7]

Sonuç olarak, hakiki bir mü’min Kur’ân ve sünnetin ilkelerini referans alır. Herkesin yaptıklarından sorumlu olacağını, ödül veya ceza olarak işlediklerinin karşılığını alacağını[8] bilir, bu iki kaynağın ilkelerini öğrenir, özümser ve içselleştirir. Kendine söylenen yalanlara, sloganlara ve kara propagandaya araştırmadan inanıp İslâm düşmanlarının peşine takılmaz. Kendi cennetini ya da cehennemini bu dünyadayken eylem ve söylemleriyle hazırladığını hiçbir zaman aklından çıkarmaz. (14.06.2013)

 

[1] Müslim, Mukaddime, 5.

[2] İbn Mâce, Zühd, 15.

[3] Buhârî, İmân, 4-5.

[4] el-Ahzâb 33/70-71.

[5] el-Hucurât 49/6.

[6] el-İsrâ 17/36.

[7] en-Nisâ 4/85.

[8] en-Nahl 16/111; en-Neml 27/90; el-Mü’min 40/17.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.