Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Türkiye’de İşsizlik Sorunu Yok, Tembellik Sorunu Var!

A+A-

İşsizlik sorunu tüm dünyanın çözmeye çalıştığı sorunların başında gelmektedir. Bu konuda toplantılar yapılmakta ve çözüm önerileri masaya yatırılmakta, ama kalıcı sonuçlara bir türlü ulaşılamamaktadır. Nitekim benzer şekilde ülkemizde de işsizliğin bir problem olduğu yıllardır konuşulmakta, pek çok kimse bu konu üzerinden politik çıkar elde etmekte ve insanların duygularıyla oynanmaktadır.

Oysa durum bize göre çok daha farklıdır. Sorun, işsizlik sorunu değil, “kalifiye eleman” sorunudur. Kaliteli bir eğitimle kaliteli insan yetiştirememe sorunudur.

Şurası bir gerçektir ki, kaliteli olan ve yaptığı işin hakkını veren bir insana dünyanın her yerinde iş imkânı vardır. Ama kendini bir alanda geliştirmeyen, fırsatçı ve hazıra konmak isteyenlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur.

 Bir mesleği en güzel şekilde öğrenmeyen, sevdiği işi yapmak için yeteneklerini geliştirmeyenlerin “İşsizim” diye ortalıklarda dolaşması hem çok ayıp hem de yanlıştır. Böyle tipler sadece kendilerine yazık etmemekte, aynı zamanda etraflarına da zarar vermektedir.

Bir mesleği iyice öğrenen, ahlaklıca çalışan ve işini adam gibi yapana dünyanın her yerinde iş, aş ve ekmek vardır. Dolayısıyla sorun işsizlik sorunu değildir. Sorun, kendini bir meslekte geliştirmeyen tembel, uyuşuk, beleşçi ve asalak insan sorunudur.

Bu zamana kadar ki tecrübemiz bize şunu göstermiştir ki, pek çok insan hazıra konma, hak etmeden ücret alma, üretmeden tüketme, başkalarının sırtından geçinme, ehil olmadığı yerlere torpille gelme, kısa yoldan köşeyi dönme derdindedir. Bütün bunlar ahlaksızlıktır.

“Ben kendimi geliştirmek için bu zaman kadar ne yaptım?”, “Ben bu göreve layık mıyım?”, “Ben bu görevin hakkını gerçekten verebilecek miyim?”, “Ben buradan kazanacağım parayı helal ettirebilir miyim?”, “Acaba benden daha iyi olanların hakkını gasp etmiş olabilir miyim?” gibi soruları kendine sormayanların “İşsizim” demeye ve duygu sömürüsü yapmaya asla hakları yoktur.

Severek yapacağı, yeteneklerini sürekli geliştireceği ve insanlığa faydalı olacağı mesleği seçip bunu adam gibi yapmayanların asalak/beleşçi olduklarında hiçbir şüphe yoktur.

Kendisine çalışması için her türlü imkânlar sunulduğu halde zora talip olmayanların, bedel ödemeyenlerin, ter dökmeyenlerin, uykusuz sabahlamayanların, dirsek çürütüp kafa patlatmayanların boş boş konuşup “İşsizim” demeye asla hakları yoktur.

Kendine verilen her türlü nimetin hakkını vermeyenlerin, televizyon başında ömür tüketenlerin, dizi film müptelası olanların, internette boş boş dolaşanların, kahve köşelerini mesken tutanların, futbolla yatıp futbolla kalkanların, zevkleri uğruna yaşayanların “İş yok ki” demeye asla hakları yoktur.

Kaliteli ve aranan eleman olmak için çalışmayanların “İşsizim” diye saf insanları kandırmaya ve kendilerine acındırmaya asla hakları yoktur..

Böylelerine verilecek cevap; “Hangi mesleği yaparsın?”, “Kendini hangi alanlarda geliştirdin?”, “Bu işe ehil olduğuna dair belgelerin ve tecrübelerin nelerdir?”, “Zamanını nasıl geçiriyorsun?”, “Neden atanmak için senden istenilen o yüksek puanı almadın?”, “Neden derslerini çalışmadın da ortalıkta boş boş dolaştın?”, “Neden kendini o göreve hazır hale getirmedin? Bunun için gece gündüz çaba sarf etmedin?”, “Neden falanca kursa gidip sertifikalar almadın?”, “Neden mesleki tecrübe edinmek için kurslara gitmedin?” ve benzeri soruları sormak olmalıdır.

Bu sorulara tatmin edici cevaplar vermeyenlere acımak kanaatimizce doğru değildir. Bunlara acıyanlar ülkelerini sevmeyen ve ülkelerinin kalkınmasını istemeyenlerdir.

Geçenlerde bir ilimizin valisi açıkladı. Geliştirdikleri proje kapsamında 600 gence iş vereceklerini belirtti. Ortaya koydukları şartların da şunlar olduğunu söyledi: “Gençleri iş garantili kursa alacaklarını, onları bir meslekte 6 ay boyunca yetiştireceklerini, bu gençlerin cebine günlük 15 TL cep harçlığı koyacaklarını ve kursu başarıyla bitirenleri de istihdam edeceklerini” ifade etti. Ancak üzülerek devam etti ve şöyle dedi: “Bu ilanımıza başvuru sadece 10 kişiyle sınırlı kaldı ve maalesef bu kursları açamadık.”

Ben de buradan soruyorum:  240 bin nüfuslu bu kentimizde hani işsizlik sorunu vardı? Nerde bu işsizler? Hani işsizlik baş edilemez bir sorundu? Nerede bu işsiz gençler ve onların aileleri? Neden bu kursa müracaat etmediler? Neden kendilerini geliştirmeleri için önleri konulan böyle harika bir fırsatı heba ettiler ve geri teptiler? Yoksa işi mi beğenmediler? Hak etmedikleri masa başı bir iş mi bekliyorlardı? Torpille bir yere kapağı atıp yan gelip yatmak mı istiyorlardı? Yattıkları yerden maaş almayı mı arzu ediyorlardı?

Dolayısıyla herkes dönüp kendine bakmalıdır. Bazı politikacılar da siyasi amaçları için gençlerin ve ailelerin duygularını istismar etmekten artık vazgeçmelidir.

Öte yandan şu da ifade edilmelidir ki, kendi yandaşını işe almak ve hak etmediği göreve getirtmek de kul hakkıdır, haramdır ve çok büyük bir vebaldir. Herkes hak ettiği göreve getirilmelidir. Fazilet ve liyakat esaslı görevlendirme esas olmalıdır. Yüksek puan almayı hak eden çalışkan ve dürüst kimseler asla mağdur edilmemelidir. Mağdur edenlere yaptıklarının bedeli mutlaka bu dünyada hukuk önünde ödetilmelidir.

“Bu genç ya da bu adam bizden, biz ne dersek onu yapar” mantığı yanlıştır. “Bu adam ya da kadın o işi en güzel şekilde yapar ve o işin hakkını verir” düşüncesi egemen olmalıdır. İslâm ahlakının gereği de budur. Kalkı ki bozulmamış insan vicdanı da bunu söyler.

 Diğer taraftan “Nerde bu millet? Nerde bu devlet?” diye suçu başkalarına atma mantıksızlığı/aymazlığı da derhal terk edilmelidir. Herkes önce kendine bakmalı ve bir işi en güzel şekilde yapacak olgunluğa, kıvama, ehliyete ve liyakate ulaşmanın yollarını aramalı ve buluncaya kadar da çalışmasını aralıksız sürdürmelidir.

 “Ne iş olsa yaparım abi!” devri geçmişte kalmıştır. Artık herkes bir konuda uzman olmak zorundadır. Bu ülkenin iyi fırın işçisine, iyi kaportacıya, iyi fayans ustasına, iyi çobana, iyi demir ustasına, iyi çiftçiye, iyi öğretmene, iyi doktora, iyi temizlik işçisine, iyi inşaat işçisine, iyi polise, iyi hâkime, iyi savcıya, iyi avukata, iyi gazeteciye, iyi pilota, iyi imama, iyi vaize, iyi müftüye, iyi akademisyene, iyi girişimciye, iyi ev hanımına, iyi psikologa, iyi sosyologa, iyi iş adamına, iyi esnafa, iyi sanatkâra vs. ihtiyacı vardır. Her meslek değerlidir. Dolayısıyla herkes işini en güzel şekilde yapmalı ve buradan kazandığı parayı/ücreti helal ettirme derdinde olmalıdır.

Diğer taraftan kimi insan kas gücüyle işini yapar; kimi de akıl/zihin gücünü kullanır. Bu itibarla hepsinin ürettiği değer ve emek kıymetli ve saygındır. Bedenen çalışmaya bakıp ona önem veren, ama bilgiyi, aklı etkin kullanmayı, zihin emeğini/düşünce üretimini gözardı edenler de “dar kafalı” kimselerdir. Bu nedenle her türlü kaliteli iş, emek, hizmet, bilgi ve ürünün değerli olduğu unutulmamalı ve bunlara hak ettiği değer mutlaka verilmelidir. Tekrar belirtelim ki, bir mesleği en iyi yapana dünyanın her yerinde iş vardır.

Öte yandan başkalarının sırtından geçinmeyi alışkanlık haline getiren, hak etmediği koltuğu kapan, üretmeden tüketen, tembel tembel oturan, aylak aylak gezen, sürekli sızlanan ama hiçbir değer/hizmet üretmeyen, kendini yenileyip geliştirmeyen insanın onurlu ve şerefli bir insan olduğunu söylememiz zordur.

Sonuç olarak, ülkemizde işsizlik sorunu yok “tembellik sorunu” vardır. Kalifiye eleman sorunu vardır. Bu bakımdan yetenekleri geliştirip meslek sahibi olmayanların suçlamaları gereken kendileridir. Suçu anneye, babaya, öğretmene ve çevreye atan işsizler, mazeret üreten, boş, beceriksiz, kifayetsiz, tembel, asalak ve beleşçi tiplerdir. Bunlara da sözlerine de asla değer verilmemelidir. (03.02.2012)

Önceki ve Sonraki Yazılar