Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Sünnetullah Nedir? -1-

A+A-

Yüzyıllardan beridir insanların en çok merak ettiği ve anlamaya çalıştığı konuların başında “kader” gelmektedir. Kaderle ilgili Kur’ân-ı Kerîm’de dolaylı ya da doğrudan bilgiler mevcuttur. Ancak bu temel bilgiler genellikle sağlam muhakemeyle değerlendirilememiş, zayıf veya uydurma rivâyetlerin etkisinde kalınmış, âyetler bunlara dayanılarak yorumlanmış, kaderle ilgili doğru tespitler yapılamamış, insanlara hatalı bilgiler verilmiş ve halen de verilmeye devam edilmektedir. Bir başka ifadeyle müslümanlar başta olmak üzere dünyadaki insanların kahir ekseriyetinin “kader anlayışı sakattır.”

Biz bu makalemizde kader-sünnetullah ilişkisini ele alıp, konuyu “âyetler ve sahih sünnete bütüncül bakışla” açıklamaya çalışacağız. Bu itibarla öncelikle sünnetullahın bir tanımını verelim.

Bize göre sünnetullah (çünkü çoğunluğun kanaati çok başkadır); “Allah’ın kendisi için benimsediği değişmez davranış tarzı”dır. Yani; Kur’ân’da da ifade edildiği üzere sünnetullah, “Yüce Allah’ın kendisinin bizzat uymayı taahhüt ettiği, kendisi için benimsediği, Levh-i Mahfuzda da kayıt altına aldığı ilkeler/kurallar bütünüdür.”

 Sünnetullah’ı Yüce Allah’ın “tabiata koyduğu kanunlar/yasalar” şeklinde tarif etmek maalesef sünnetullahı izah edememekte ve Kur’ân’ın doğru anlaşılmasını güçleştirmektedir.

Evrende Yüce Allah tarafından yaratılan fiziksel, kimyasal, biyolojik vs. tüm kurallar hassas bir dengeyle yaratılmıştır ve bu kanunların adı “adetullah/âyetullah”tır. Nitekim bu yasalar bir ölçü üzerine olmasaydı, sürekli değişseydi dünyada hayat olmazdı ve bilim de yapılamazdı. Bu bakımdan söz konusu kanunların kıyamete kadar değişmeyeceği Kur’ân’ın ifadesidir.

Görüldüğü üzere sünnetullah, âyetullahtan/adetullahtan çok farklıdır. Tekrar ifade edecek olursak sünnetullah, “Yüce Allah’ın bizzat kendisi için belirlediği ve kendisinin uyduğu ilkeler ve esaslar bütünüdür.”

Diğer taraftan tabiatta var edilen denge “kader” kelimesiyle de ifade edilmiştir. Nitekim kaderin kelime anlamlarından biri de “ölçü ve dengedir.”

 Konuyla ilgili şu âyetlere bakabiliriz:

 “Biz, her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık.”[1]

“Hiçbir şey yoktur ki, kaynağı Bizim katımızda olmasın; ve Biz hiçbir şey indirmeyiz ki, kusursuzca belirlenmiş bir ölçüye, bir uyuma (hassas dengeye) dayanmasın.”[2]

 “Ve O, gökleri yükseltti ve [her şey için] bir ölçü koydu. ki [siz, ey insanlar,] asla [doğruluk ve haklılık] ölçüsünden şaşmayasınız.”[3]

 “Ve yeryüzünü yayıp üzerine yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirdik; ve orada [hayatın] her türünün dengeli bir biçimde büyüyüp boyvermesini sağladık”[4]

 “O ki, göklerin ve yerin egemenliği O'na aittir; soy-sop edinmemiştir; egemenliğinde herhangi bir ortağı yoktur; çünkü her şeyi yaratan ve her şeyi belli bir yasalar örgüsüne göre düzene koyan O'dur.”[5]

 “Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanırsa O, ona yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah herşey için bir ölçü koymuştur.”[6]

 “Bilin ki, Allah'a göre ayların sayısı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gün koyduğu ölçü uyarınca on ikidir; [ve] bunlardan dördü haram aylardır...”[7]

 Bütün  bu âyetlerden anlaşıldığına göre Yüce Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün koyduğu “kesin bir hüküm” vardır ve o hükme göre her şey “belli bir ölçüye/kurala/hassas dengeye” göre yaratılmaktadır. Yüce Allah tarafından konulan bu ölçünün kıyamete kadar değişmeyeceği de şu âyetlerde ifade edilmektedir:

 “Allah'ın (kendisi için belirlediği) yöntemi (yol ve yordamı) öteden beri hep böyledir ve siz Allah'ın yönteminde hiçbir değişme bulamazsınız!”[8]

“Elçilerimizden senden önce gönderdiklerimiz için de [izlediğimiz] yol buydu; Bizim (çizdiğimiz) yolda bir değişme göremezsin.”[9]

 “Daha önce gelip geçen [bu tür günahkar]lar için Allah'ın tatbik ettiği yol budur; ve sen Allah'ın tatbikatında bir değişiklik göremezsin!”[10]

“...Halbuki, bütün şeytanî tuzaklar [sonunda] sadece sahiplerini yutar; yoksa onlar, önceki [günahkar]ların [sürüklendikleri] yoldan başka bir şey mi bekliyorlar? Sen Allah'ın tuttuğu yol ve yöntemde (nizam ve yasalarında) hiçbir değişiklik göremezsin; evet sen, Allah'ın yolunda ve yönteminde bir sapma göremezsin!”[11]

“Fakat cezamızın farkına vardıktan sonra iman etmiş olmaları kendilerine bir fayda sağlamayacaktır. Allah'ın kulları için her zaman uyguladığı yol yöntem budur: İşte, hakikati inkâr etmiş olanlar, o zaman ve orada, ziyana uğramış olacaklardır.”[12]

Görüldüğü üzere Yüce Allah, bütün bu âyetlerde yarattığı tüm kullarıyla ilgili olarak kendisi için belirlemiş olduğu yasalarında hiçbir değişikliğe gitmediğini ve bundan sonra da gitmeyeceğini açıkça ifade etmektedir.

Bu nedenle nasıl ki Yüce Allah, kullarının yaşadığı dünyada onlar için belirli kurallar ortaya koymuş ve bunlara uyulmasını istemişse, aynı şekilde kendisi için de ilkeler belirlemiş ve koyduğu prensiplere harfiyen uyduğunu şu âyetlerde haber vermiştir:

“Rabbinin [her günahkara tevbe için tanınan] belirli süre konusunda önceden verilmiş bir kararı olmasaydı, [günah işleyenlerin derhal cezalandırılması] kaçınılmaz olurdu.”[13]

Bu âyette Yüce Allah, günahkarlara mühlet vermek konusundaki “sünnetullah”ı, yani bu konudaki davranış tarzını haber vermekte ve koyduğu kurala uyduğunu açıkça belirtmektedir.

“Katımızdan bir emir gereği: çünkü biz [doğru yola ileten mesajlarımızı] her zaman göndermekteyiz”[14]

Bu âyette ise Yüce Allah “kendisi için belirlediği ilkenin bir sonucu olarak” insanlara kendi içlerinden peygamber gönderdiğini (vahiy meleği vasıtasıyla içlerinden bu işi en iyi yapacak kişiyi görevlendirdiğini) ifade etmektedir. Görüldüğü üzere burada da önceden belirlenmiş bir kural vardır ve Yüce Allah koyduğu kurala uygun hareket etmektedir.

 “Biz hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyiz; ve katımızda [insanların ne yaptığı, ne yapabileceği konusunda] gerçeği söyleyen bir kitap bulunmaktadır; binaenaleyh, kimseye haksızlık yapılmayacaktır.”[15]

 Bu âyette de Yüce Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyeceğini, kayıtların çok güzel ve eksiksiz tutulduğunu, nimet külfet dengesinin gözetilerek kimseye asla haksızlık yapılmayacağını açıkça ifade etmekte ve bir ilkesini (sünnetullah) daha haber vermektedir.

“İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz (karar) geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.”[16]

 “Ve gerçek şu ki, Biz Musa'ya da [öz olarak aynı ilkeleri içine alan bir] kitap verdik, insanların bir kısmı ona karşı (da) kendi görüşleriyle karşı çıktılar. Eğer Rabbin tarafından önceden takdir edilmiş bir karar olmasaydı, şüphesiz, aralarında [hemen, o safhada] yargı gerçekleştirilir (ve işleri bitirilir)di...”[17]

 “Şimdi onlar, [Allah'ın] azabını çabuklaştırman için sana meydan okuyorlar; eğer [bunun için Allah tarafından] belli bir vade (ecel) konulmuş olmasaydı azap elbette başlarına hemen gelirdi! Ama o âniden kopup gelecek ve hiçbiri de farkında olmayacak.”[18]  

Bu âyetlerde de Yüce Allah “kendisi için koyduğu kurala uyduğunu”, belirlediği o sürenin dolmasını beklediğini, derhal hüküm vermediğini açıkça ifade etmekte ve bir sünnetullahı daha insanlara öğretmektedir.

“İmdi, eğer Allah, [bu dünyada] yaptıkları kötülüklerden ötürü, insanları [hemen] tepeleyecek olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları, belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar erteliyor. Süreleri dolduğu zaman, sonlarını bir an olsun ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler.”[19]

“Eğer Allah, insanları [hayatta] işledikleri [kötülükler]den dolayı [hemen] hesaba çekseydi, yer üzerinde tek bir canlı varlık bırakmazdı. Ama Allah, onlara [Kendisi tarafından] belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet tanır; vadeleri dolunca da [anlarlar ki] Allah kulların[ın kalplerindekin]i görmektedir.”[20]

 Bu âyetlerde ise Yüce Allah, işledikleri günahlar nedeniyle insanları hemen cezalandırmadığını, eğer işledikleri kötülükler nedeniyle hemen cezalandırsaydı yeryüzünde tek bir canlının bile kalmasının mümkün olmadığını ifade ederek “koyduğu kurala uyduğunu” ve “kendisi için belirlediği o süreyi kesinlikle ihlal etmediğini” belirtmektedir ki bu da O’nun bir başka sünnetullahıdır.

Bütün bu âyetlerden anlaşılacağı üzere Yüce Allah’ın bizzat kendisi koyduğu kurallara uymakta ve insanlara mühlet vermeye devam etmektedir. Belki insanlar bu süre zarfında düşünüp ders alacak, akılarını kullanacak ve hatadan dönebileceklerdir. Bu, O’nun lütfunun ve rahmetinin bir gereğidir ki bu da ayrı bir sünnetullahtır. Nitekim Yüce Allah, “rahmeti kendine ilke edindiğini” başka âyetlerde haber vermektedir. (19.08.2011)

Sünnetullahı daha iyi anlamaya bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim.

 

 

[1] el-Kamer 54/49.

[2] el-Hicr 15/21.

[3] er-Rahman 55/7-8.

[4] el-Hicr 15/19.

[5] el-Furkan 25/2.

[6] et-Talak 65/3.

[7] et-Tevbe 9/36.

[8] el-Fetih 48/23.

[9] el-İsrâ 17/77.

[10] el-Ahzab 33/62.

[11] el-Fatır 35/43.

[12] el-Mü’min 40/85.

[13] et-Taha 20/129.

[14] ed-Duhan 44/5.

[15] el-Mü’minun 23/62.

[16] Yunus 10/19.

[17] Hûd 11/110.

[18] el-Ankebut 29/53.

[19] en-Nahl 16/61.

[20] el-Fatır 35/45.

Önceki ve Sonraki Yazılar