Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Şiddet en iyi televizyonlardan mı öğrenilir?

A+A-

Şiddet içerikli yerli ve yabancı dizilerdeki sahneler, insanların içindeki öfke ve gerilimi tırmandırmakta, kavgaların ve hakaretlerin sürüp gittiği bir kısım siyasi tartışma programları da “ictimâî hayatı” olumsuz anlamda etkilemektedir.

Bu tür yayınlar, insanları “patlamaya hazır birer bomba” haline getirmekte ve toplumun huzurunu baltalamaktadır.

Ekranlardan topluma yansıtılan bu öfke ve şiddet, günlük hayatta insan ilişkilerini de olumsuz anlamda etkilemektedir.

Çocuklar dâhil olmak üzere yetişkinler, problemlerini “bağırarak, kavga ederek, vurup kırarak” çözeceklerini zannetmektedir.

Çünkü televizyonlar onlara şiddeti öğretmekte, bilinçaltlarına böyle mesajlar vermektedir.

Şartlandırılmış böyle insanlar da benzer durumlarla karşılaştıklarında aynı tepkileri ortaya koymaktadır.

Entrika, ihanet, yalan, dedikodu, iftira, gıybet, birinin yüzüne gülüp arkasından kuyusunu kazma gibi “pek çok kötü haslet” veya “sigara, alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılıklar/ zararlı alışkanlıklar” hep bu tür yayınlarla insanların beynine enjekte edilmektedir.

Ekranlarda sürekli kan, gözyaşı, şiddet ve vahşet sahnelerini” gören insanlar, bir müddet sonra etraflarında cereyan eden hadiselere karşı duyarsızlaşmaktadır.

Gördüklerini “sanki bir film karesiymiş” gibi algılamakta, savaşta “katledilmiş bir bebek görüntüsünü” rahatlıkla acımdan izleyebilmektedir.

Çünkü filmlerde bu ve benzeri görüntüleri defalarca seyreden insan, artık bunlara alışmış/ kanıksamış, “gerçek acıları” hissedemez ve “gereken tepkiyi” ortaya koyamaz hale gelmiştir/ getirilmiştir.

Filmle gerçeği ayırt etse bile “içindeki acıma duygusu” tamamen yok olmuştur.

Filmler, adeta insanı “sırf kendisini düşünen ve çıkarları için hareket eden bir birey” olmaya şartlandırmış ve bu kötü rolü ona benimsetmiştir.

Son yıllarda okullarda şiddet olaylarının hızlı bir artış göstermesinde bu tür dizi ve programların çok önemli bir etkisinin olduğu açıktır.

Zira öğrenciler arasında sevgi, saygı, hoşgörü ve anlayış adeta yok olmakta, en küçük sorunlar bile “fiziksel şiddet/ sözel şiddet” kullanılarak halledilme yoluna gidilmektedir.

Birbirlerini tehdit eden, gruplara ayrılarak çeteler kuran, problemlerini insanları dışlayarak, küçümseyerek ya da alay ederek çözeceğini zanneden “bir gençlik” yetişmektedir.

Diğer taraftan dînî ve ahlakî değerlerden uzak bazı ünlü kişiler, “kötü ve zararlı alışkanlıkları” görsel medya aracılılığıyla geniş kitlelere rahatlıkla ulaştırılabilmektedir.

Çoğu kanallardaki dizilerde “model karakter” olarak sunulan kişiler, “şiddeti” tek problem çözme yöntemi olarak algılamakta, uygulamakta ve savunmaktadır.

Saldırganlıklar ödüllendirilmekte, bu da “gücün gereği” olarak takdim edilmektedir. Etraflıca düşünüldüğünde, burada bir sorun olduğu muhakkak görülecektir.

Zira bu kişiler topluma “her zaman haklı, sempatik, doğaüstü güçlere sahip, iyi kalpli kimselermiş” gibi takdim edilmektedir.

Öyleyse burada şöyle bir soru akla gelmektedir:

Gençlerin bu karakterleri örnek almalarından daha tabî ne olabilir?

Zira kahraman gibi gösterilen “böyle bir tip” ister istemez örnek alınacaktır.

Ve gençler “yetişkin olduklarında” “bir mafya babası” olmayı isteyebileceklerdir.

Ki böyle bir durum, “hukuk devleti olma anlayışını” baltalayan bir girişimdir.

Kısaca belirtmemiz gerekirse, her türlü ahlâkî değerlerin yok sayılarak “şiddetin, müstehcenliğin ve evlilik dışı ilişkilerin” özendirildiği yayınları tasvip etmemiz/ onaylamamız asla mümkün değildir.

Hedefe ulaşmak için her türlü yolun mübah sayıldığı, “tüketimin, boşanmanın, cinselliğin, şiddetin ve ihanetin” özendirildiği, geleneksel değerlerin alay konusu edildiği, “cinsel taciz, işkence ve cinayetlerin” nasıl yapılacağının öğretildiği programları/ dizileri hangi aklı başında bir insan savunabilir ki?

Çizgi filmlerde bile binlerce şiddet öğesine vurguların yapıldığı, saldırgan davranış biçimlerinin örnek gösterildiği, cinayetlerin sıradan işlermiş gibi algılatıldığı bu programları onaylamak mümkün müdür?

Akıl, mantık ve vicdan ile değil de “ihtiras ve tutkularının esiri olarak” alınan kararları normal gösteren dizileri “haklı bulmak, onaylamak ve savunmak” olacak şey midir?

Maalesef bugün ülkemizde yayın yapan pek çok tv kanalı, bilerek veya bilmeyerek topluma şiddeti öğretmekte, “kalıcı olması ve yaygınlaşması için” de elinden geleni yapmaktadır. İnsanların duygularını istismar etmekte ve daha çok reyting ve maddi gelir uğruna kitleleri aldatmaktadır.

Sonuç olarak, herkes belirli bir bilinç düzeyine ulaşır, bu tür zararlı yayınlardan kendisini korumayı başarabilir, yani; “medya okuryazarı” olabilirse “olumlu bir gidiş” başlayabilirAksi halde duymak ve görmek istemediğimiz üzücü olayların sayısı her geçen gün katlanarak artar. Çare, öncelikle herkesin kendisini olumlu anlamda düzelterek[1] işe başlaması ve etrafına rol model olmasında yatmaktadır. (02.03.2007)

 


[1] Kehf, 18/88. “Ama inanıp dürüst ve erdemli davranışlarda bulunan kimseye gelince, böyle biri (yaptıklarının) karşılığı olarak (ahiret hayatının) nihâî güzelliğine, iyiliğine ulaşacaktır; ve biz de onu (yalnızca) yerine getirilmesi kolay olanla yükümlü tutacağız.”; Fussilet, 41/46. “Kim doğru ve yararlı bir iş yaparsa, kendi iyiliği için yapmış olur; ve kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur: Allah hiçbir zaman kullarına haksızlık yapmaz.”; Câsiye, 45/15. “Her kim doğru ve uygun bir şey yaparsa kendi iyiliği için yapmış olur; kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur; ve sonunda hepiniz Rabbinize döndürüleceksiniz”

Önceki ve Sonraki Yazılar