Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Mi’rac Gecesi Verilen 12 Emir

A+A-

Camilerde veya tv’lerdeki dinî içerikli programlarda İsrâ Suresi 22-37. âyetlerde anlatılan ve tüm insanlığı ilgilendiren 12 emirden bahsetmek ve bunları insanlığa öğretmek yerine, daha ziyade Mi’rac ile ilgili zayıf ve uydurma haberleri anlatmak, müslümanlara asıl sorumluluklarının neler olduğunu haber vermemek çok ciddi vebali gerektiren hususlardandır.

Nitekim günümüz müslümanlarının çoğunluğunun İsrâ Suresi’nde haber verilen bu 12 emirden haberleri yoktur.

Şimdi bu 12 emri/talimatı bir kez daha hatırlamakta yarar olduğuna inanıyoruz.

1. “(Ey İnsan) Allah ile birlikte başka bir ilah edinme! Sonra kınanmış olarak bir köşeye atılıp orada tek başına kalakalırsın.  Zira senin Rabbin, başkasına değil yalnızca kendisine kulluk etmenizi emreder.”

2. “Allah ana babaya iyilik etmeyi emreder. Eğer onlardan biri ya da ikisi senin yanındayken yaşlanırlarsa sakın onlara “üf!” bile deme ve sakın onları azarlama! Aksine onlara gönül okşayıcı şeyler söyle! O ikisine alçak gönüllü davranarak merhametle kol kanat ger ve de ki: “Rabbim o ikisinin beni küçüklüğümde sevgiyle görüp gözettikleri gibi sen de onları merhametinle kolla!”

3. “(Ey İnsanlar!) Rabbiniz içinizde olup biteni çok daha iyi bilir. Yeter ki siz iyiliği özümseyenlerden olun; hiç aklınızdan çıkarmayın ki O, (hatada ısrar etmeyip) kendisine yönelenler (tevbe edenler) için tarifsiz bir bağışlayıcıdır.”

4. “(Ey İnsan!) Yakın(lar)ına hak(lar)ını ver; düşküne de, yolda kalmışa da; ama sakın [elindekini] anlamsız ve amaçsız bir biçimde saçıp savurma! Çünkü amaçsızca saçıp savuranlar (çok geçmeden) şeytanın kardeşleri olup çıkarlar. Zira şeytan Rabbine karşı pek nankör idi. Ve eğer sen kendin, umut (kapın olan) Rabbin katından gelecek bir rahmet ve lutfu arama çabasında olduğun için (muhtaçları) geri çevirmek durumundaysan, en azından onlara gönül alıcı bir söz söyle!  Yine sen (ey insan), ne ellerini boynuna bağlayıp (cimrilik yap), ne de onları büsbütün açarak (saçıp savur); eğer böyle yaparsan, (yükümlü olduğun kişilerce) kınanmış olarak bir köşeye atılıp pişmanlık içinde kıvranırsın. Elbet senin Rabbin (hak edenin) rızkını bollaştırmayı, (hak etmeyenin) rızkını da kısmayı diler; çünkü O kullarının her durumundan haberdardır, her şeyi tarifsiz görmektedir.”

5. “Öyleyse artık, yoksulluk kaygısıyla (masrafların artacağı ve evin geçiminin zorlaştıracağı endişesiyle) çocuklarınızı öldürmeyin; onları da sizi de doyuran/rızıklandıran Biziz. Onları öldürmek (cinayet/kürtaj) gerçekten büyük bir suçtur.”

6. Ve sakın zinâya (gayr-i meşru cinsel ilişkiye) yaklaşmayın; çünkü bu son derece yüz kızartıcı, azgınca bir davranış ve çok kötü bir yoldur.”

7. “Ve yine sakın, haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, Allah'ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bu konuda, haksız yere öldürülen kim olursa olsun onun velisine [adil bir karşılıkta bulunma] yetkisi tanımışızdır; ama hal böyle de olsa, bu kişi [karşılıkta] bire bir sınırını sakın aşmasın. O (veli) şüphesiz, [Allah tarafından kendisine yetki tanınarak] yardıma layık görülmüştür!”

8. “Yetimin malına, kendisi ergenlik çağına varıncaya kadar, onu (en güzel şekilde, zarara sokmadan, uygun ve olumlu) değerlendirmek amacı dışında sakın yaklaşmayın!”

9. “Verdiğiniz her sözü yerine getirin, çünkü verdiğiniz sözden [Hesap Günü'nde] mutlaka sorguya çekileceksiniz!”

10. “Ve ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun! Tartıp değerlendirdiğinizde (ise) dosdoğru kıstas ile tartıp değerlendirin! Böylesi [sizin için] çok daha yararlı ve sonuç alma açısından çok daha güzeldir!”

11. “Ve (ey insan) bilmediğin (iyice araştırıp öğrenmediğin, doğruluğundan emin olmadığın söz, düşünce, fikir, haber, yorum, vs.) bir şeyin peşinden gitme! (Hakkında bilgi sahibi olmadığın konularda konuşma! Görmediğin, duymadığın, bilmediğin alanlara dalıp insanlar hakkında yerli yersiz laf üretme ve kimseye iftira atma!) Çünkü kulak, göz ve akıl bütün bunlar (Hesap Günü) ondan dolayı sorguya çekilecektir.”

12. “Yeryüzünde böbürlenerek (kasılarak, çalım satarak, kibirli kibirli, mağrur edalarla) yürüme (dolaşma!) Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin. (Kısaca sen ey insan! Ateş olsan ancak cirmin kadar yer yakarsın, haddini bil!)”[1]

Yüce Allah, on iki talimatı böylece açıkladıktan sonra bir sonraki âyette insanlığa şöyle seslenmektedir:

“Kötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin sevmediği şeylerdir.”[2]

Görüldüğü üzere Yüce Allah, İsrâ Suresi 22-37. âyetlerde ifade edilen tüm bu olumsuz davranışları sevmediğini ifade etmekte ve insanları uyarmaktadır.

Öte yandan âyetlerde yer alan bu 12 talimat, Hz. Musâ’ya indirilen 10 buyruğu da kapsamakta olup Kur’ân ile Tevrat’ın “aynı kaynaktan” geldiğini göstermesi bakımından da önemlidir.

Diğer taraftan bir sonraki âyette Yüce Allah, insana şu son uyarıyı yapmakta ve onu sağlıklı tefekküre davet etmektedir.

“Bütün bunlar (fıtrata uygun evrensel hukuk ve ahlak ilkeleri), Rabbinden sana vahyedilen amacı gerçekleştirme hususunda en isabetli (doğru ile eğrinin ne olduğunu gösteren) hükümlerden bir bölümdür. (Ey İnsan!) sakın Allah ile birlikte başka bir ilah edinme! Yoksa (yapıp ettiklerin nedeniyle kendince) kınanmış ve (O’nun tarafından da) dışlanmış biri olarak cehennemi boylarsın!”[3] 

Bu 12 buyruğa inanan ve uygulayan mü’min Rabbinin rızasını kazanır. Ama âyette de açıkça ifade edildiği halde Yüce Allah’ın sevmediği tüm bu kötü şeyleri yapanlar ve bunları hayat tarzı haline getirenler ise ahirette derin bir hayal kırıklığı ile karşılaşırlar ki burada suçlu olan kendileridir. Zira akıllarını kullanmamış, sözün en doğru ve güzel olanına, kendilerini sorumluluğa çağıranına değil de tam tersine, “popülist, aldatıcı, hoşa giden, yalan ve sahte olanına” inanmayı tercih etmiş, yanılmış, böylece işin kolayına kaçmış ve kendi sonlarını bilerek ve isteyerek kendileri hazırlamışlardır.

Bu 12 buyruğu özetleyecek olursak, Yüce Allah’tan başka varlıklara (içindeki şeytanî ses, şeytanlaşmış insanlar, heykeller, putlar, azizler, hahamlar, papazlar, papalar, kardinaller, rahipler, babalar, dedeler, sahte şeyhler, sahte mehdîler, dünyanın gelip geçici makam ve mevkileri, rütbeler, sosyal statüler vs.) kutsallık/ilahlık yakıştırmak ve bunlara güvenerek ahiret günü hesap vereceğini unutmak son derece yanlıştır. Anne ve babaya saygıda kusur etmemek lazımdır. Tevbe ile Yüce Allah’a yönelmek, ondan bağışlanmayı istemek ve infakta yarışmak şarttır. Kürtaj, cinayet, zina, yetim malı yemek ve kamu malını gasp etmek en büyük suçlardandır. Ahde vefa göstermemek ve doğru teraziyle ölçüp tartmamak sorumluluğu/vebali büyük işlerdir. Bilmeden her konuda söz söylemek ve boş sözlerle zaman öldürmek yanlıştır. Üstüne üstlük bir de yeryüzünde kibirlenerek yürümek, şimarmak ve Yüce Allah’ın kullarını küçümsemek, hor ve hakir görmek de son derece çirkindir.

Sonuç olarak, insanlığa Kur’ân’ın bu mesajlarını ulaştırmak yerine, Mi’rac kandillerinde kaynağı belirsiz hikâye ve masalları anlatmak, insanların vakitlerini çalmak, uydurma rivâyetleri hadis diye nakletmek, İslâm’ı yanlış tanıtmak ve bu apaçık âyetleri insanlara anlayacakları şekilde anlatmamak doğru değildir. Halkımıza dinlerini öğretmek ve anlatmakla görevli ve geçimlerini buradan temin eden herkes bu konular üzerinde düşünmeli, kaynağı meçhul rivâyetleri ballandıra ballandıra anlatmaktan artık vazgeçmeli ve daha fazla vebal altında kalmamalıdır. Zira sorumluluklarının gereğini bu dünyada iken yerine getirmeyenlerin ahiret günü kendilerini kınamalarının hiçbir anlamı olmayacaktır. Orada kaybedenlerin arasında yer almak istemeyenlerin bu dünyada iken Kur’ân-ı Kerîm’e ve sahih sünnete kulak vermeleri/sarılmaları kanaatimizce en doğru olandır. (06.04.2012)

 


[1] el-İsrâ 17/22-37.

[2] el-İsrâ 17/38.

[3] el-İsrâ 17/39.

 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.