Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Kürtajı Savunanlar ve Empati Yoksunluğu

A+A-

Daha öncede kürtaj konusunu değişik yazılarımızda değerlendirmiş ve görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmıştık.

Ancak bugünlerde kürtaj konusu tekrar gündeme geldiği ve sıkça tartışıldığı için görüşlerimizi yeniden paylaşmamız elzem olmuştur.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, kürtaj kesinlikle bir “doğum kontrol yöntemi” değildir ve asla olamaz.

Kürtajı doğum kontrol yöntemi olarak gören ve kürtaj yaptıranlar alanen cinayet işlemektedirler. Zira 9 ay 10 gün sonra bir “insan” olarak dünyaya geleceği, gözlerini dünyaya insan olarak açacağı neredeyse kesin bir canlının (insanın) yaşamına son vermeye hiçbir kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur. Çünkü embriyonun/ceninin yaşam haklarını hiçe sayarak kürtaja başvurmak, insanın hayat hakkının apaçık ihlalidir. İşte bu nedenle kürtaj cinayettir.

Bu itibarla tekrar ifade edelim ki, yaşam hakkı en temel ve dokunulmaz bir hak olup haksız yere hiçbir şekilde başkası tarafından (anne ve baba dahi olsa) sonlandırılamaz. Zira âyet-i kerîme açıktır.

“...Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır....”[1]

Doğduktan sonra bir çocuğu öldürmek nasıl cinayet ise doğmadan önce de daha anne karnında iken bir ceninin yaşamına son vermek aynı şekilde cinayettir.

Çünkü âyette de belirtildiği üzere anne karnındaki o cenin kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde bozgunculuk da çıkarmamıştır. Onun hiçbir suçu ve günahı yoktur. Onun korunmaya ve kollanmaya ihtiyacı vardır. Zira o savunmasız bir haldedir.

 Öte yandan Yüce Allah’ın verdiği canı ancak Yüce Allah’ın alacağını iddia eden, ama bu sözünde samimi olmayan kimselere de dikkat etmek gerekir. Kanaatimizce böyle söylediği halde tam tersini yapan, kürtajı savunan ve anne karnındaki savunmasız yavruyu katletmeyi tavsiye eden bir zihniyet, gerçeklere gözünü ve kulağını kapatan ve hakikati bir türlü kabul etmek istemeyen bir zihniyettir.

Sperm ve yumurtanın birleşmesinden önce meşru her türlü doğum kontrol yöntemini kullanmayanların daha sonra kalkıp “oluşmuş bir cenini” katletmeleri resmen cinayettir. Zira anne karnında yaşam başladığı “o anda” hayat hakkı başlar ve o canlı asla mazeretsiz olarak yok edilemez. Nitekim bu konuda Kur’ân’da mü’minlere uyarılar vardır ve mü’minlerin haksız yere bir cana kıyamayacakları açıktır.[2] Dolayısıyla meşru yöntemlerle doğum kontrolü caizdir ama kürtaj kesinlikle haramdır.

Nitekim ünlü İslâm âlimi Gazzâlî de tıpkı bizim ifade ettiğimiz gibi anne rahminde cinsel birleşme anından itibaren hâsıl olan şeyi yani cenini, "insan varlığının bir aşaması" olarak kabul etmiş ve bunu imhâ etmeyi bir cinayet olarak görmüş ve öyle nitelendirmiştir.

Aynı şekilde günümüz İslâm âlimlerinden Prof. Dr. Hayreddin Karaman da konuyla ilgili hem geçmişte hem de günümüzde yapılan ictihadlara bakarak, ulaşılan son bilimsel verilere dayanarak bir değerlendirme yapmış ve kanaatini ortaya koymuştur. Karaman’a göre, “günümüzde Hanefî mezhebi adına 120 günden önce çocuk aldırmanın caiz olduğunu söyleyen kimseler ve böyle fetvâ verenler cinayete iştirak suçunu” işlemişlerdir.

Ayrıca Karaman, “İslâm hukukuna göre çocuğun medenî haklardan istifade etme ehliyetinin daha ana rahmine düştüğü andan itibaren başladığını” ifade etmektedir ki, biz de yıllardır bu görüşü savunmaktayız.

Dolayısıyla anne karnında minicik elleri, ayakları ve organları birer birer parçalanan o ceninin yerine kendini koyamayan, empati yapamayan ve o canlının yok edilme hakkını savunanlar şeytanın adımlarını takip eden “şeytanlaşmış insanlardır.” Zira böyle bir kürtaj videosunu seyretmeye insan olanın vicdanı dayanamaz. Ama vicdanını bozmuş, fıtratına yabancılaşmış sadece zevki ve hazzı önceleyen tipler böyle bir cinayeti savunabilirler. Empati yoksunu böylelerin konuyu bir de bu açıdan değerlendirmelerinde fayda vardır.

Öte yandan özürlü doğacak diye bir ceninin yaşam hakkının elinden alınması da aynı şekilde cinayettir. Zira onun da yaşama hakkı vardır ve hiç kimsenin onun yaşam hakkını elinden almaya ve sonlandırmaya yetkisi yoktur. Kanaatimizce anne ve babanın da böyle bir hakkı/yetkisi yoktur. Böyle bir çocuğun doğmasını engellemek cinayettir. Eğer anne ve baba o çocuğa bakamayacak ve yetiştiremeyeceklerse doğum gerçekleştikten sonra devlet kurumları bu görevi üstlenir, çocuğu onlardan alır ve en güzel şekilde yetişmesini sağlar.

Çünkü engelli de olsa o insanın yaşam hakkı vardır. İşin kolayına kaçarak böyle bir tavır takınmak, “ilahî kadere rıza göstermemek” ve engelli doğacak diye o ceninin yok edilmesini istemek kesinlikle doğru değildir. Neyin kendisi için hayırlı olacağını bilemeyen bir kimsenin tamamen pozitivist ve materyalist bir bakış açısıyla meseleye yaklaşması son derece yanlıştır.

Benzer şekilde tecavüze uğrayarak hamile kalan kadınların kürtaj olma haklarının olup olmadığı hususu üzerinde de düşünülmesi gerekir. Bize göre o kadınlar ancak doğumlarını gerçekleştirdikten sonra o çocuğu isteyip istememe hakkına sahiptirler. Tekrar ifade edelim ki, daha anne karnında iken hiçbir suçu ve günahı olmayan bir ceninin kürtajla yok edilmesini isteme hakkı “tecavüze uğrayan kadınlara” da verilemez. Elbette beden onlarındır ama taşıdıkları can (insan) artık onlara ait değildir; o can sadece onlara bir emanettir. O emanet üzerinde her türlü tasarruf hakkı onlara verilmemiştir. Bu itibarla o emaneti hiçbir geçerli mazeret yokken sebepsiz yere katletmek haramdır. Zira bu işin kolayına kaçmak olacaktır.

Böyle bir durumla karşılaşmış kadınların kürtaj olmalarını savunan “İslâm bilginleri (!)” çıkmıştır ve bundan sonra da çıkmaya devam edecektir. Ama bize göre doğru olan görüş, masum ve savunmasız o yavrunun (insanın) yaşama hakkının olduğudur. Tecavüz mağduru o kadın, çocuğunu doğurduktan sonra bakmak ve büyütmek istemezse, sosyal devlet o çocuğu o kadından alır, her türlü ihtiyacını karşılar, bakar, büyütür. Yahut o yavruyu çocuğu olmayan ailelere evlatlık olarak verir ve o yavrunun yaşamasını sağlar. Zira o yavrunun tecavüz hâdisesinde hiçbir suçu ve günahı yoktur. Dolayısıyla suçu ve günahı olmayan bir canın yok edilmesini savunmak insafla, hakkaniyetle ve adaletle hiçbir şekilde bağdaştırılamaz.

Özetle, böyle durumlarda “Öldür ve kurtul”, “Kürtaj ol ve kurtul”  mantığı kesinlikle doğru değildir. Zira bunun “sözde töre ve namus cinayetlerinden” hiçbir farkı yoktur. Tecavüze uğradı diye genç bir kızı veya kadını öldürmek nasıl cinayet ise suçu ve günahı olmayan o çocuğu da öldürmek aynı şekilde cinayettir ve en büyük zulümdür. (Diğer taraftan tecavüze eden sapık kişiye verilecek cezanın ne olması gerektiği hususu şu an bizim konumuz değildir. Bir kadına tecavüze eden ve mahkeme kararıyla suçu kesinleşen kişiye verilebilecek en büyük ceza neyse o mutlaka verilmelidir.)

Sonuç olarak, kürtaj bir cinayettir ve ceninin yaşam hakkı vardır. Kürtaj asla bir “doğum kontrol yöntemi” değildir. Hanefî mezhebi adına konuşan ve “Ruh üflenmedi daha” gerekçesiyle 120 günden önce “çocuk aldırmanın caiz olduğunu” söyleyenlerin tamamı yarım hoca, çakma ilahiyatçı, din tüccarı ve hoca müsveddeleridir. Bu şarlatanlar doğru dürüst araştırmadan konuştukları ve böyle uyduruk bir fetvâyla insanları yanlış yönlendirdikleri için resmen “cinayete iştirak suçu” işlemişlerdir. Diğer taraftan bu tür yarım hocalara bakarak karar veren insanlar da ayrıca suçludurlar. Zira bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu’nın ne dediğine bakmak uygun olur. Kanaatimizce Diyanet’in bu konuda vermiş olduğu fetvâ muteber ve geçerlidir. (08.06.2012)

 

[1] el-Mâide 5/32.

[2] el-En’am 6/151; el-Furkan 25/68.

Önceki ve Sonraki Yazılar