Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Kin, Düşmanlık ve Adaletsizlik

A+A-

İnsanlar hayatlarının her anında dengeli ve ölçülü olmak zorundadır. Aksi halde adaletten uzaklaşıp zulme dalmaları hem kendilerine hem de başkalarına zarar vermeleri kaçınılmazdır.


Örneğin bir kimse ölçüyü kaybettiğinde sevmediği birine kin ve öfke duyabilir, ona düşmanlık yapabilir, eylem ve söylemlerinde hak ve adaletten ayrılabilir. Dolayısıyla doğru kararlar verebilmek için “kin, öfke ve nefret” gibi kötü duyguların kontrol altına alınması gereklidir.


Bu bakımdan insanoğlu hayatının her anında aşırılıklardan kaçınmalıdır. Haddi aşanlar ve ölçüyü kaçıranlar bir müddet sonra kontrolü kaybeder; sürekli kusur/ayıp/açık/fırsat arar; sevmedikleri kimselerin dedikodusunu/gıybetini yapar; böylece psikolojik yönden kendilerini tüketir; beden ve ruh sağlıklarını da bozarlar.


Görüldüğü üzere insanoğlunda mevcut kin, öfke ve nefret gibi kötü duygular günaha değil günahkâra, suça değil suçluya yöneltilirse istikamet kaybedilir. Oysa köklü ve kalıcı çözüm için öncelikle “suça/günaha/yanlışa götüren söz ve fiiller” tespit edilip bunlarla mücadele edilmeli, bunların nedenleri ortadan kaldırılmalıdır.


Sebepler yerine sonuçları konuşmak/tartışmak problemin ortadan kaldırılmasına hiçbir katkı sağlamaz. Bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle uğraşmak, köklü ve kalıcı çözümler ortaya konulmasını engeller/geciktirir.


Dolayısıyla kötülükle/zulümle/yanlışla mücadelede başarılı olmak isteyen kimse şahısları değil fikirleri/eylemleri konuşmak, sonuçları değil sebepleri tartışmak, yanlışları ortadan kaldıracak ilkeler ihdas etmek, sonra da herkesin bu kurallara uymasını sağlamak zorundadır.


Örneğin cinayetleri önlemek için “birisini kasıtlı öldürene” en ağır ceza neyse o verilmelidir. Hırsızlık yapana “suça denk caydırıcı ve can yakıcı ceza” neyse o verilmelidir. Fabrikasının atık sularını arıtmadan dere ve göllere akıtan iş adamlarına “en ağır para ve hapis cezası” neyse o verilmelidir. Çimento fabrikasının zararlı tozlarını filtre etmeden havaya salan ve havayı kirletenlere “en ağır yaptırımlar” neyse onlar uygulanmalıdır.


Belirlenen bu kuralları çiğneyenlerin adli ve idari yönden cezalandırılması konusunda öncelikle mülki ve idari amirler, güvenlik güçleri ve yargı mensupları (vali, kaymakam, il müdürleri, komiser, polis, hakim, savcı, avukat ve tüm ilgili kişiler) görevlerini kusursuz yapmalı, suçlunun hak ettiği cezayı alması konusunda görev ihmal edilmemelidir.


Cinayetten, hırsızlıktan, hava, nehir, göl ve deniz kirliliğinden şikâyet etmek yerine bu kötü fiilleri işleyenlerin hak ettikleri cezaya çarptırılması konusunda birey ve toplumun da bilinçli ve duyarlı olması gerekir. Zira kirlilik bir sonuçtur; kirliliğin sebebi fabrikatörün daha az masrafla daha çok kazanma hırsıdır/tutkusudur/ihtirasıdır.


Cinayet bir sonuçtur, cinayetin sebebi ise katilin maktule duyduğu kin, düşmanlık ve öfkeyi kontrol edememesi ve elini kana bulamasıdır.


İşte katili, hırsızı ve açgözlü işadamını yanlışından vazgeçirecek olan sadece eğitim değil “etkin ve caydırıcı cezalar içeren kanunlar” ve bunların eksiksiz uygulanmasıdır.


Birisini öldüren kendisinin de er ya da geç öldürüleceğini bilirse kolay kolay cinayete yeltenmez/teşebbüs edemez.


Havayı, gölü veya nehirleri kirlettiği tespit edilen bir işadamı çok ağır para cezasına çarptırılacağını, cezayı ödemekten kurtulamayacağını ve “servetini bile kaybedebileceğini” bilirse fabrikasına filtre sistemini “ekstra masraf” yapıp kurdurur, çalışmasını sağlar ve gerekli kontrolleri de bizzat kendisi aksatmadan yapar.


Bir kadını, kızı veya çocuğu taciz eden veya tecavüze yeltenen kişi bu eylemi sonunda rezil olacağını, en ağır cezalara çarptırılacağını, hiçbir kimsenin ona acımayacağını ve torpille de kurtulamayacağını, hatta öldürüleceğini bilirse o kötü fiili yapmayı aklına dahi getiremez.


Sonuç olarak, toplumda görülen kötülükleri, yanlışları ve adaletsizlikleri engellemenin yolu sadece eğitimden değil doğru dürüst kanunlar yapmaktan ve bu kanunları tavizsiz uygulamaktan geçer. Kin, öfke ve düşmanlık ile hareket ederek haddi aşan, suç işleyen ve suçu ispatlanan katile/hırsıza/dolandırıcıya kati surette acımamaktan geçer.

Hırsızın ve katilin yaptığını haklı göstermeye çalışmamaktan geçer. Hiç tanımadığı birine yapılan bir haksızlığı gördüğünde sanki o haksızlık kendisine yapılıyormuş gibi hissedip mağdurun yanında yer almaktan ve onu desteklemekten geçer. Zalimin elinden tutup kötülüğüne mani olmaktan, kötülük yapma imkânlarını elinden almaktan ve onu kötülük yapamaz hâle getirmekten geçer. (11.12.2009)
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.