Hüseyin Durusoy: Siyasete ve siyasetçiye güven sorunu çözülemiyor

Hüseyin Durusoy: Siyasete ve siyasetçiye güven sorunu çözülemiyor

Yozgat Hak Savunucuları Dernek Başkanı Hüseyin Durusoy yaptığı yazılı açıklamada, halkta siyasete – siyasetçiye bir güven sorunu olduğunu ve bu sorunun çözülemediğini ifade etti.

A+A-

Yozgat Hak Savunucuları Dernek Başkanı Hüseyin Durusoy yaptığı yazılı açıklamada, halkta siyasete – siyasetçiye bir güven sorunu olduğunu ve bu sorunun çözülemediğini ifade etti.

Durusoy “Seçim dönemlerinde yüzünü halka dönen siyasiler, seçim sonrasında belirli bir gurubun ve çemberin dışına çıkamadıkları, seçim sürecinde sıklıkla ziyaret edip gönüllerine dokundukları ve hiçbir talebi olmayan çevreleri yok saymaya devam ediyor olmaları, seçimlerde oyunu aldıkları saf ve samimi insanları seçim sonrasında görmek istemiyor veya görmezden geliyor olmaları halkın siyasetçiye güvenini sarsmaktadır” dedi.

Yozgat Hak Savunucuları Dernek Başkanı Hüseyin Durusoy yaptığı yazılı açıklamada, şu ifadeleri kullandı; “Türk siyasi hayatında bugüne kadar yüzlerce parti kuruldu. Bu partilerin birçoğu askeri darbeler ya da halkta taban bulmadığı için ya kapatıldı ya da tabela partisi olarak hayatını sürdürdü.

İttifaklar sebebiyle bir oyun bile değerli ve belirleyici olduğu için sayıları özellikle son yıllarda artan siyasi partilere karşı halkın ilgisiz olması ve faaliyetlerine katılmaması siyaset kurumuna ve siyasetçilere güvensizlik olarak değerlendirilmektedir.

Geçmişte CHP ve Demokrat Parti ardından Adalet Partisi çizgisinde, sağ ve sol olarak iki ana damar üzerinde yapılan siyaset, 1970’li yıllarda Milli Görüş ve milliyetçi partilerin kurulmasıyla sağda bir parçalanma getirse de Türkiye seçmeninin yüzde 65 oyu sağ partiler arasında paylaşıldığı için sağ iktidarların ömrü devam etmektedir.

Anavatan Partisi Rahmetli Turgut Özal ile ülkedeki dört eğilimi birleştirme iddiasıyla çıktığı siyasi yolculuğunda başarı gösterdi ve partiler arasındaki keskin fay hatlarının yok olmasını sağladı. Geçmişin kırmızı  çizgileri çiğnendi ve siyah beyaz bir siyasi alan yerine siyasette gri tonların oluşmasını sağladı.

Sağ ve sol partilerin halkın umudu olmaktan çıktığı ve vesayet anlayışının yoğunlaştığı 28 Şubat  sonrasında halkın büyük bir destekle sahiplendiği Ak Parti Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2002 yıldan beri tek başına iktidar olma başarısı gösteriyor.

Ak Parti de tıpkı ANAP gibi iktidar olduğu süre içerisinde değişik görüşlere sahip milletvekilleri ve bakanlarla yol yürüdü. Uzun süren iktidar süresi içerisinde partide fikir ayrılıkları da kendini gösterdi. İlk ayrılık sinyali, Ak Parti’nin kuruluşunda Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ile birlikte yer alan Abdullatif Şener’den geldi. Bununla birlikte Erkan Mumcu, Dengir Mir Mehmet Fırat, Ertuğrul Günay, Yaşar yakış, gibi farklı cenahlardan gelen bakanlık yapmış kişilerde fikir ayrılıkları sonucu partiden ayrıldılar.

Ak partide ikinci büyük ayrılık sesleri Ak Parti’nin Cumhurbaşkanı yaptığı Abdullah Gül ile başladı. Cumhurbaşkanı olduğu dönemde dahi Başbakan Erdoğan ile ters düşen ve Gezi olaylarında “gençleri dinlemek ve anlamak lazım” cümlesi ile aleni olarak eylemcilere çapulcu diyen Erdoğan’ı hedef aldı ve onunla ayrı düşündüğünü gösterdi.

Zaman içerisinde eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu, eski başbakan yardımcısı ve ekonomi bakanı Ali Babacan’ın yanında yıllarca Recep Tayyip Erdoğan’ın özel kalem Müdürlüğünü ve parti sekreterliğini yapmış İdris Naim Şahin gibi birçok kişi ak partiden ayrılarak ya yeni parti kurdular ya da diğer partilere geçtiler. Bu kadar kolay ayrılışın önemli bir gerekçesi olmalıdır.

Son yıllarda hem köklü partilere hem de büyük bir umutla yola çıkan yeni kurulmuş patilere olan güvensizliğin altında, bu kurumların siyaseti halkın büyük bir çoğunluğu ile değil, dar kadro ile yapmış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Genel merkezdeki dar kadroların referanslarının dışında halkın ve Sivil Toplum Kuruluşlarının değerlerini dikkate almayan halkın değerleri ile örtüşmeyen Milletvekillerinin rahatlıkla kullana bildikleri, emir ve talimatlarını uygulattıkları ve istedikleri zamanda görevden alabildikleri zafiyete sahip şahıslardan oluşan teşkilat yapılanması, halktan kopmakta ve halkında partilerden kopmasına sebep olmaktadırlar.

Seçim dönemlerinde yüzünü halka dönen siyasiler, seçim sonrasında belirli bir gurubun ve çemberin dışına çıkamadıkları, seçim sürecinde sıklıkla ziyaret edip gönüllerine dokundukları ve hiçbir talebi olmayan çevreleri yok saymaya devam ediyor olmaları, seçimlerde oyunu aldıkları saf ve samimi insanları seçim sonrasında görmek istemiyor veya görmezden geliyor olmaları halkın siyasetçiye güvenini sarsmaktadır.

Özellikle partilere oy veren samimi halkın değer yargıları ile örtüşmeyen teşkilat yapılanmaları, Halkın içerisinde rağbet görmeyen ve toplumun tepkisini özerine çeken yolsuzluğa, usulsüzlüğe, rüşvete ve ahlaksızlığa bulaşmış insanlara parti teşkilatlarında görev verilmesi,  Milletvekilliği, Belediye Başkanlıkları, İl Genel Meclisi ve belediye meclis üyeliklerinde aday yapılmaları halkın siyasetten ve siyasetçiden uzaklaşmasına sebebiyet vermektedir” ifadelerini kullandı.