Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Cami ve Kadın Eğitimi - II

A+A-

Kur’ân ve sahih sünnette ilmin öğrenilmesi ve öğretilmesi konusunda hem erkeğe hem de kadına yönelik genel ifadeler vardır. Hz. Peygamber, kendisine vahyedilen Kur’ân’ı herkese ulaştırmakla görevli olduğunu uygulamalarıyla göstermiştir. O, kendisine vahyedilen ayetleri camide toplanan erkeklere ve kadınlara okumuş ve anlatmıştır. Kadınlar, onun Cuma ve bayram hutbelerini değişik konularla ilgili açıklamalarını dinlemiş ve merak ettikleri konuları ona sorarak bizzat ondan öğrenmişlerdir.[1]

Mescid-i Nebevî’nin kadınlara tahsis edilen kısmı günümüzde olduğu gibi erkeklerin namaz kıldıkları yerden duvar ya da perdeyle ayrılmamıştı. Dolayısıyla kadınlar, kendilerine ayrılan, arada herhangi bir engel bulunmayan bölümde namazlarını kılar, hutbe, vaaz ve sohbetleri rahatlıkla dinleyip eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılırlardı.

Hz. Peygamber, camide kadınlara özel bir bölüm ayırmanın yanında onların camide rahat edebilmeleri için bazı tedbirler de almıştı. Öncelikle kadınların camiye rahat girip çıkmaları için gerekli kolaylığın sağlanmasını istemişti. O dönemde Mescid-i Nebevî’nin üç kapısı vardı. Başlangıçta kapılardan biri kadınlara tahsis edilmemişti. Ancak camiye devam eden kadınların sayısında ciddi artış görülünce Hz. Peygamber: “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsaydık” buyurarak kapılardan birinin onlara tahsis edilmesi istedi. Ancak onun bu isteği daha sonraki yıllarda yerine getirilebildi ve Hz. Ömer döneminde kapılardan biri kadınlara tahsis edildi.[2] Bu bilgiden anlaşılıyor ki Hz. Peygamber, kadınların camiye gelip cemaate katılmalarını istemekte ve bunu teşvik etmektedir.

Namazdan sonra kadınların camiden ayrılmaları belli bir düzen ve intizam dâhilinde olurdu. İbadet bittiğinde camiden önce kadınlar, sonra Hz. Peygamber ve daha sonra da erkek cemaat ayrılırdı.[3] Konuyla ilgili Hz. Ümmü Seleme’nin şu açıklamayı yaptığı rivâyet edilmektedir: “Rasûlullah selam verip namazı bitirir bitirmez kadınlar hemen kalkarlar, Rasûlüllah ise yerinde oturarak onların dışarı çıkmalarını beklerdi.”[4]

Hz. Peygamber, camiye gelen kadınların durumunu dikkate alarak onların sıkıntıya düşmemelerine özen gösterirdi. Namaz sırasında bir çocuğun ağladığını duyunca annenin psikolojisini düşünerek namazı kısaltırdı.[5] Cami adabıyla ilgili bazı ahlâkî öğütlerde bulunan Hz. Peygamber, camiye gelen kadın ve erkeklerin davranışlarına dikkat etmelerini, karşı cinsin dikkatini çekecek tutum ve davranışlardan kaçınmalarını, giyim ve kuşamlarında ölçülü olmalarını,[6] yatsı namazına gelen kadınların güzel koku sürünmemelerini tembihlerdi.[7] Yine Hz. Peygamber, erkeklerin avret yerlerinin gözükme ihtimaline karşı erkekler secdeden doğrulmadan kadınların secdeden kalkmamalarını tavsiye ederdi.[8]

Hz. Peygamber, camide kız çocuklarının ve kadınların eğitimiyle sadece kendisi ilgilenmez, özel kadın öğretmenlere de görev verirdi. Özellikle kendi hanımları, kızların ve kadınların eğitimiyle yakından ilgilenir, evlerine gelenlere bildiklerini öğretirlerdi.

Camide yapılan sohbetlerde kadınlar sadece dinleyici konumunda değillerdi; onlar bazen soru sorarak iyice anlayamadıkları konunun açıklığa kavuşturulmasını ister ve böylece cami sohbetlerine aktif olarak katılırlardı. Bu gayretlerin sonucu olarak o dönemde toplumda erkeklerle tartışabilen, onların hata ve yanlışlıklarını çekinmeden eleştirebilen, kendilerine danışılıp istişare edilen ve insanlara yol gösteren kadın âlimler yetişebildi. Bunlar arasında Hz. Âişe, Hz. Peygamber’den öğrendiği pek çok bilgiyi diğer sahâbîlere rivâyet ederek önemli bir hadis râvîsi oldu. Hz. Ömer, Ebû Hureyre, Abdullah b. Ömer, Ebû Mûsa el-Eş’arî gibi pek çok erkek sahâbe Hz. Âişe’den hadis rivâyet etti; bazı fıkhî konularda onun görüşlerinden faydalandı.

Diğer taraftan Hz. Âişe, İslâm dünyasında ilmî tenkitçiliğin başlamasına öncülük edenlerden birisi oldu. O, özellikle kadın haklarıyla ilgili prensiplerin gelecek nesillere doğru anlatılması konusunda yoğun çaba harcadı. Başka pek çok kadın sahâbî halifelerin, valilerin ve ilim adamlarının görüşlerine başvurduğu danışmanlar olarak uzun yıllar hizmet verdi. Hz. Peygamber’in eşlerinin ve diğer bazı kadınların bu yöndeki ilgi ve gayretlerinin bir sonucu olarak o dönemde İslâm, kadınlar arasında da hızlı yayıldı. Sahâbe içerisinde yirmi kadar kadın fıkıh bilgininin yetişmesi, Hz. Peygamber döneminde kadınların cami eğitiminden ne ölçüde yararlandıklarını göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Elbette kadınların eğitimi sadece dinî bilgiler edinmekle sınırlı kalmamıştır. Onlar, hayatla ilgili birçok konuyu da camide öğrenme imkânı elde etmişlerdir. Bazı kadınlar şiir, tıp, tarım ve hayvancılık alanlarında bilgi ve tecrübe sahibi olmuşlardır. Özellikle Hz. Âişe’nin tefsir, hadis ve fıkıh gibi ilimlerin yanında neseb, tarih, siyer, tıp, astronomi, şiir, hitabet, eğitim ve siyaset alanlarında da önemli bir ilmî birikime sahip olduğu bilinmektedir. Şüphesiz o dönem kadınlarının bu düzeye ulaşmalarında en büyük etken camide aldıkları eğitimdir. Çünkü onlar genellikle camide yapılan sohbet ortamında bir araya gelip birbirlerinin bilgi ve tecrübelerinden faydalanmışlardır.

Kadınların cami eğitimi ve ilim öğrenme konusundaki etkinliği, râşit halifeler döneminde de aynen devam etmiştir. Ancak Emevîler döneminden itibaren kadınların sosyal, siyasal, ekonomik ve dinî hayattaki yeri tekrar sorun haline gelmiş bazı rivâyetler, fetvalar ve içtihatlar, onlarla ilgili olumsuz hükümler içerecek şekilde yorumlanmıştır. Yine fitnenin zuhur ettiği, dolayısıyla kadınların camiye gelip cemaate katılmalarının mekruh olacağı, ancak yaşlı ve çirkin kadınların camiye gelmelerinde bir sakınca olmadığı gibi son derece ilginç yorumlar dinî kitaplardaki yerini alabilmiştir.

Görüldüğü üzere, ilim öğrenmek kadın-erkek herkese farzdır. Nitekim Hz. Peygamber döneminde kadınlar geceleri bile camiye gelerek Kur’ân-ı Kerîm dinleyip namaz kılabilmiş[9] ve orada gerçekleştirilen sohbetlere katılmışlardır. Ancak Hz. Peygamber’in Medine’de başlattığı bu gelenek, hızla genişleyen İslâm coğrafyasına aynı ölçüde yansımamıştır. Dinin temel kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm’e ve Hz. Peygamber’in sahih sünnetine uymayan, İslâm öncesi geleneğin izlerini taşıyan rivâyet ve yorumların sözlü ve pratik uygulamalara yansıması, İslâm dünyasında kadınların eğitiminin ihmal edilmesinde önemli rol oynamıştır. Sosyal ve kültürel hayatın dışında tutulan ve okullara gönderilmeyerek eğitimin dışına itilen kadınların camiye gidip oradaki ibadet ve eğitim faaliyetlerine katılmaları da uygun görülmeyince, toplumun yaklaşık yarısını oluşturan bir kitle asırlarca cehalete terk edilmiştir. Bu açıdan günümüz kadınları, cami eğitimine en az erkekler kadar muhtaçtır. Kaldı ki, kadınların dinî bilgileri öğrenme ortamları erkeklere nazaran daha sınırlıdır. Bu nedenledir ki bid’at ve hurafeler özellikle kadınlar arasında daha yaygın görülmektedir.

Türkiye’de camiye devam eden kadınların sayısı oldukça düşüktür. Onlar daha ziyade terâvîh namazları, kandil geceleri ve mevlit programlarında camiye gelmekte, vakit, cuma ve bayram namazlarına ise neredeyse hiç iştirak etmemektedir. Gündüzleri çarşıya ve pazara çıkan kadınların vakit namazlarında cemaate gelmedikleri ancak cemaat dağıldıktan sonra camiye gidip namazlarını kıldıkları görülmektedir.

Ülkemizde cuma, bayram ve vakit namazlarını camide kılmayan kadınların Ramazan ayında terâvîh namazı için camiye koşmaları ilginçtir. Onların bu kararlarında dinden ziyade “geleneğin” etkili olduğu açıktır. Bu nedenle kılınması sünnet olan terâvîh namazında cemaate katılmayı gelenek haline getiren kadınların, “dinen daha bağlayıcı hüküm içeren” Cuma, bayram ve vakit namazlarında da camiye gelmeleri doğal karşılanmalı, hatta kadınlar bu yönde teşvik edilmelidir.

Kur’ân’da ve Hz. Peygamber’in uygulamalarında kadınların camiye gelmelerini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığına göre onların camiden ve cemaatten uzak tutulmalarına hiçbir dinî gerekçe gösterilemez. Kaldı ki kadınları camiden uzak tutmak kadın-erkek herkesi muhatap alan Kur’ân’ın ve sünnetin ilke ve amaçlarına da aykırıdır. Öyleyse, “Kadınlarınızı mescitlerden menetmeyiniz!”[10] buyuran Hz. Peygamber ve onu takip eden râşid halifeler dönemindeki “kadınların cemaate katılma geleneği” tekrar canlandırılmalıdır.

Günümüzde kadınların cami eğitiminin ihmal edilmesinde, İslâm’ın başlangıcında olmayıp daha sonra ortaya çıkan bazı anlayışların etkili olduğu açıktır. Bazı âlimler, ilim öğrenmenin farz-ı kifâye olduğunu, yani bir toplumda bazı insanların ilim öğrenmesiyle diğerlerinden bu sorumluluğun kalktığını, dolayısıyla kadınların ilim öğrenme yükümlülüklerinin bulunmadığını belirtmişlerdir. Kadınların cami eğitiminden yoksun bırakılmalarında son derece etkili olan bu ve benzeri anlayışlar dinî olmaktan çok kültüreldir. Çünkü dinin kadınlarla ilgili hükümleri göz önünde bulundurulduğunda bu tür görüşleri dinen uygun kabul etmenin mantıklı ve tutarlı olmadığı kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Öyleyse, bazı İslâm bilginlerinin geçmişte fitneye sebep olacağı endişesiyle ileri sürdükleri ve kadınların camiden uzaklaşmalarına zemin oluşturan içtihatlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü günümüzde kadınlar okulda, hastanede, çarşıda, pazarda, iş yerinde, fabrikada, kısacası sosyal hayatın her kesitinde erkeklerle bir aradadır. Dinin koyduğu ölçü ve mahremiyet ilkelerine uyulduğu sürece bunda dinen bir sakınca yoktur. Kısıtlamanın sadece camiye devam etme ve cemaate katılma konusunda sürdürülmesi, kadınların dinî konularda bilgisizliğini artırmaktan öte hiçbir anlam taşımamaktadır.

Kadınların camiden uzak tutulmaları, müslüman toplumların geri kalmalarına sebep olan etkenlerden biri olarak görülebilir. Çünkü yaklaşık nüfusun yarısını oluşturan bir kesimin ve en önemlisi bir toplumun maddî ve manevî mimarları olan annelerin eğitimsiz kalmaları durumunda yeni nesillerin özgüven, kişilik ve kimlik sahibi, bilinçli, donanımlı, cesaretli ve girişimci olarak yetişmeleri şansa bırakılmış demektir. Zira bireyin hayatına yön veren, çocukken onun ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan, kişiliğinin gelişmesinde etkin rol oynayan annedir. Çocuk sevgiyi, şefkati, bağışlamayı, yardım etmeyi, adaleti, doğruluğu, cesareti, güveni ve daha pek çok ahlâkî meziyeti öncelikle annesinden öğrenir. Çocuğuna bu tür meziyetleri öğretmek durumunda olan annenin her şeyden önce dinî bilgisinin yerinde olması gerekir. İşte bu nedenle camilerde verilecek eğitimin rolü küçümsenmemelidir.

Nitekim çok geniş bir kitleyi bünyesinde toplayan camilerde hutbe, vaaz, sohbet, cami dersleri ve yaz kursları gibi etkinliklerle milyonlarca insan bilgilendirilmekte ve yaygın din hizmeti sunulmaktadır. İşte böyle bir imkândan kadınlar mahrum edilmemelidir.

Günümüz kadınlarının camilere erkekler gibi devam etmemelerinin bazı nedenleri olabilir. Ancak bu nedenler arasında dinîn emirlerini göstermek doğru değildir. Çünkü Hz. Peygamber, camiye devam edebilmeleri için kadınlara her türlü kolaylığı sağlamış ve bizzat kendisi onlara camide ders vermiştir. Dolayısıyla, kadınların camiye erkekler kadar devam etmemelerinin nedeni İslâm değil, “hatalı içtihatlar ve İslâm öncesi kültürlerin izlerini taşıyan geleneklerdir.”

Sonuç olarak, kadınların camideki eğitim faaliyetlerine katılmaları gerektiğini söylemek yeni bir görüş ortaya koymak değildir. Tam aksine daha önce Hz. Peygamber döneminde fiilen gerçekleştirilen bir uygulamayı müslümanlara tekrar hatırlatmaktır. Çünkü İslâm’ın ilk yıllarında camilere gitmek erkekler için ne kadar önemli ise kadınlar için de aynı derecede önemli ve gerekliydi. Öyleyse günümüzdeki müslümanların maddî ve manevî yönden gelişebilmeleri ancak kadın-erkek herkesin bilgilenmesi ve görevlerini tam anlamıyla yapmasıyla mümkün olabilir. Günümüzde kadınların camiye devamlarını özendirmek için İslâm’ın “cinsiyet farklılığına dayalı özellikleri” kabul ettiğini, ancak “cinsiyet ayrımcılığını” kesinlikle reddettiğini müslümanlara anlatmak, toplumu dinî konularda bilgilendiren herkesin en önemli görevleri arasındadır. (25.10.2013)

 

[1] Müslim, Îman 34; Tirmizî, Îman 6.

[2] Ebû Davûd, Salât 17.

[3] Buharî, Ezan 152.

[4] Buharî, Ezan 164.

[5] Tirmizî, Salât, 267.

[6] Buharî, Meğazi, 537.

[7] İbn Hanbel, IV, 363.

[8] Buharî, Salât, 6; Ebû Dâvûd, Salât, 54.

[9] İbn Hanbel, III, 93.

[10] Buharî, Nikâh, 116.

Önceki ve Sonraki Yazılar