Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Cami ve Kadın Eğitimi - I

A+A-

Camiler, kurulduğu dönemden itibaren dinî, siyasî, idarî, sosyal ve eğitimle alakalı pek çok konuda hayırlı hizmetlerin yürütülmesinde aktif rol oynamıştır. Hz. Peygamber, İslâm’ın kurumsallaşmasına camiden başlamış, hicretten hemen sonra inşa ettirdiği camide bireysel ve sosyal pek çok ihtiyacın karşılanmasını sağlamış ve camileri bir ana merkez haline getirmiştir.

Hz. Peygamber döneminde cami eğitiminin hedef kitlesi, çocuk-genç, yetişkin-yaşlı, kadın-erkek bütün müslümanlar olmuştur. Bununla beraber günümüzde erkek cemaatin ibadet ve eğitim amaçlı camiye ilgisi devam ederken, kadınların genellikle camiye devam etmedikleri ve burada verilen eğitimden yeterince yararlanamadıkları görülür.

Günümüzde kadınların camiye gitmelerini hoş karşılamayan geleneksel anlayışın “dinî hükümlere” değil, dinle ilgili bir takım içtihatlara/yorumlara dayandığı anlaşılmaktadır. Çünkü dinin temel kaynaklarında ibadet ve ibadet mekânlarına devam etme konusunda cinsiyet ayrımcılığı yoktur. Nitekim Hz. Peygamber zamanında kadınlar camiye devam etmiş, orada gerçekleştirilen hem ibadet hem de eğitim-öğretim faaliyetlerine katılmış ve bunlardan faydalanmışlardır. Dolayısıyla kadınların fitne ihtimali nedeniyle camiden uzak tutulmaları, hem cinsiyet eşitliği hem de İslâm’ın adalet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Hayatın değişik alanlarında kadınların bulunmaları normal görülürken hangi nedenle olursa olsun onların ilim ve ibadet mekânı olan camilerden uzak tutulmaları İslâm toplumları için önemli bir eksikliktir. Bu konuda Hz. Peygamber dönemindeki uygulamaya tekrar dönülmesi ve toplumun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların cami eğitimine kazandırılması gerekir. Bunun için kadın erkek bütün müslümanları bilinçlendirecek anlayış değişikliğine ihtiyaç vardır. Kadınlar ile cami eğitimi arasındaki fikrî ve fizikî engelleri kaldırmak, caminin kadın-erkek her müslümanın ibadet edip ilim öğrendiği mekân olma özelliğinin korunmasına katkıda bulunmak şarttır.

Hak ve özgürlükler açısından erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir. İslâm, sadece fiziksel ve ruhsal özelliklerden kaynaklanan farklılıklara dayalı bazı hükümler getirmiştir. Tabiî olan bu durum, kadına karşı haksızlık olarak değerlendirilemez. Çünkü görev ve sorumluluklarda cinsiyet ve fiziksel uygunluk faktörünün gözetilmesi her iki cinsin de çıkarınadır.

Öte yandan günümüzde de dinî nitelikli pek çok kitapta kadınlarla ilgili olumsuz hükümler içeren rivâyet ve değerlendirmelere rastlamak mümkündür. Kur’ân-ı Kerîm’in içeriğine ve Hz. Peygamber’in sahih sünnetine uygun düşmeyen bu değerlendirmeler, sözlü anlatım ve pratik uygulamalarla da korunduğu için İslâm’da kadın hakları, sürekli sorgulanan bir konu olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Kur’ân’ın ana ilkeleri ve Hz. Peygamber’in genel tavrı esas alındığında cinsiyet ayrımcılığını çağrıştıran ve kadını cinsiyetinden dolayı camiden ve oradaki eğitimden yoksun bırakan değerlendirmelerin İslâm’ın ruhuyla bağdaşmadığı kolaylıkla anlaşılır.

İslâm, Hz. Peygamber döneminden itibaren sahip olduğu prensipleriyle kadının sosyal statüsünü geliştirici düzenlemelerde bulunmuş, hatta bu düzenlemelerin önünü de açık bırakarak müslümanlar tarafından daha da geliştirilmesini teşvik etmiştir. Ancak kadının konumunu düzeltmeyi öngören dinî mesajlara rağmen önceki kültürlere dayalı kadın aleyhtarı düşünceler zaman içerisinde dinî bir kisveye bürünerek yeniden ortaya çıkmıştır. Müslüman toplumlarda İslâm’ın çizdiği çerçevenin giderek genişletilmesi bir yana bu çerçeve, hem de müslümanlık görüntüsü altında daha da daraltılmıştır. Eski inanç ve kültürlerin müslümanlara etkisi, yerleşik kültür ve geleneklerin dine baskın çıkması, dinî metinlerin yanlış anlaşılıp yorumlanması ve müslüman toplumlardaki ahlâkî zaaflar, söz konusu kadın aleyhtarı anlayış ve uygulamalara maalesef zemin hazırlamıştır.

Günümüzde aile içi şiddetin önemli nedenleri arasında sayılan ve toplum yapısını olumsuz yönde etkileyen cinsiyet ayrımcılığına dayalı duygu ve düşünceler, İslâm dininden değil müslüman toplumların “İslâm öncesi örf, âdet, kültür ve geleneklerinden” kaynaklanır. Çünkü tarih içerisinde müslüman toplumlar önceki geleneklerin etkisinden kurtulamadıkları gibi İslâm’ın kadınlara tanıdığı bazı hakları bilerek ya da bilmeyerek geri alma yanlışına düşmüşlerdir.

Görüldüğü üzere cinsiyet ayrımcılığı, geçmişten günümüze kadar devam eden bir sorun olarak insanlığın gündemindedir. Tahrif öncesi bütün dinler, bu sorunu adalet ölçüsünde çözmeye yönelik önemli düzenlemeler getirmiştir. Özellikle İslâm dini, toplumun kadınla ilgili anlayışını düzelterek onu erkekle aynı seviyeye yükseltmeye çalışmıştır. Ancak kadının konumunu düzeltmeyi öngören İslâmî mesajlara rağmen önceki kültürlere dayalı kadın aleyhtarı düşünceler dinî bir kisveye bürünmüş ve etkisini sürdürmüştür. Bu durum, İslâm’ın kadına gereken önemi vermediği şeklinde değerlendirmelere neden olmaktadır. Bu itibarla, kadınlarla ilgili kültürümüzde yer alan bazı menfi düşüncelerin yeniden gözden geçirilip değerlendirilmesi ve bu konuda kadın-erkek bütün toplumun aydınlatılması gerekir. 

Cami eğitimi, yetişkinler için olduğu kadar çocuklar, gençler ve kadınlar için de gerekli ve önemlidir. Camide gerçekleştirilen eğitim çalışmalarının temel amacı, genç-yaşlı, kadın-erkek bütün insanlara sağlam ve güvenilir dinî bilgiler vermek ve maddî ve manevî yönden huzurlu bir toplum inşa etmektir. Nitekim Hz. Peygamber, yeni bir toplum inşa etme amacını bütün müslümanların rahatlıkla katılabildiği cami merkezli eğitim faaliyetleriyle gerçekleştirmiştir. Onun yirmi üç yıllık peygamberliği döneminde puta tapıcılığın yerine tevhîd inancını, zulmün yerine adaleti, düşmanlığın yerine kardeşliği, bencilliğin yerine dayanışmayı, tembelliğin yerine çalışmayı ve cehaletin yerine bilgiyi prensip edinen bir nesil yetiştirmesinde kadın-erkek bütün müslümanların faydalandığı cami eğitiminin rolü büyük olmuştur.

İletişim ve teknoloji alanında önemli gelişmelerin yaşandığı günümüzde bireylerin ilgi, istek ve ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak cami eğitiminin kapsamı genişletilmelidir. Camilerin ibadet amaçlı standart yapısının aşılarak, genç-yaşlı, kadın-erkek bütün müslümanların eğitim alabileceği mekânlar olmaları sağlanmalıdır. Aksi halde yaş, cinsiyet ve daha başka nedenlerle cami eğitiminin dışında kalan insanlar dinî bilgi ihtiyaçlarını sağlıklı olmayan yerlerden karşılamaya çalışacaklardır.

Hz. Peygamber dönemi, İslâm dininin orijinal şekliyle yaşandığı örnek alınabilecek bir dönemdir. Tarihten günümüze dinî konularla ilgili yapılan pek çok yorumda genellikle o döneme atıfta bulunulmakta, karşılaşılan yeni durumlar, o dönemdeki benzer konularla mukayese edilerek açıklığa kavuşturulmaktadır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra müslüman toplumlarda Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin anlaşılmasında dinî düşünce ve yaşantı konusunda bir yorum zenginliği yaşanmıştır. İslâm’ın temel değerlerinden sapma olmadığı sürece içtihat sayılan bu durum, dinî değerlerin güncelleştirilmesi ve pek çok konuda insanlara kolaylık sağlanması açısından önemlidir. Ancak fikir özgürlüğü çerçevesinde yapılan değerlendirmelerin bir kısmı zamanla o dönemdeki yaşantıyla tezat teşkil eden uygulamalara dönüşmüştür. Nitekim günümüzde “kadınların camilere devamının engellenmesi geleneği” bu tür anlayış ve uygulama değişikliğinin önemli örneklerinden biridir.

Bilindiği gibi İslâm, bütün müslümanları ibadet ve eğitim ile yükümlü tutmuş, bu konuda kadın-erkek arasında herhangi bir ayrım gözetmemiştir. Çünkü erkeğin olduğu kadar kadının da ibadet etmeye ve kendisi için gerekli dinî bilgileri öğrenmeye ihtiyacı vardır.

Hz. Peygamber döneminde ibadet ve eğitim amaçlı camiye gelen kadınlara her türlü kolaylık sağlanmış, kadınların cami eğitiminden yeterince faydalanmalarına özen gösterilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de kadınların camiye gelmelerinin önünde herhangi bir kısıtlama yoktur. Ayrıca Hz. Peygamber, kadınların camiye gitmelerini teşvik etmiştir. O’nun zamanında Mescid-i Nebevî’de kadınlar beş vakit, cuma ve bayram namazlarına katılmış, camide yapılan vaaz ve sohbetlerden istifade etmişlerdir.

Hz. Peygamber, ilim öğrenme konusunda kadın ile erkek arasında herhangi bir ayrım gözetmemiş, ilim öğrenmenin herkese farz olduğunu ifade etmiştir. Nazil olan ayetler ve bu ayetlerden çıkartılan dinî hükümler herhangi bir ayrım gözetilmeksizin hem erkeklere hem de kadınlara bildirilmiştir. İslâm âlimleri de erkek için gerekli görülen pek çok bilginin kadınlar için de gerekli olduğunu söylemişlerdir.

İslâm’ın ilk yıllarında sosyal hayatta aktif olarak bulunan kadınlar, vakit, cuma ve bayram namazlarına katılıp Hz. Peygamber’in hutbe ve vaazlarını dinlemişlerdir. Mahalle mescitlerinde veya bazı evlerde kılınan namazlarda cemaate katılan kadınlar, oralarda yapılan eğitimlerden önemli ölçüde yararlanmışlardır. Onlar, cinsiyetlerinden kaynaklanan özel durumlarıyla ilgili pek çok konuyu hiç çekinmeden Hz. Peygamber’e sorarak öğrenmişlerdir.  Hz. Peygamber döneminde kadınların camiye gelip namaz kılmaları sadece Cuma, bayram ve vakit namazlarla sınırlı kalmamıştır. Onlar bazen kocalarından izin alıp gece ibadeti için de camiye gelmişlerdir. Gece namazlarını camide kılmak isteyen kadınlara izin verilmesini ve onlara bu konuda herhangi bir zorluk çıkartılmamasını isteyen Hz. Peygamber, hanımlara izin vermek istemeyenleri şu sözleriyle uyarmıştır: “Geceleyin mescide gelip ibadet etmek için kadınlarınız sizden izin istediklerinde kendilerine izin verin.”[1]

Bu ve benzeri rivâyetlerden de anlaşıldığı göre Hz. Peygamber döneminde kadınlar cami etkinliklerine aktif olarak katılmışlardır. Ancak daha sonra bu uygulamadan giderek uzaklaşılmıştır. Bu itibarla, İslâm’ın başlangıcındaki uygulamalara tezat teşkil eden kadınların camilerden uzaklaştırılması geleneğinin din adına korunması doğru değildir. Çünkü camide yapılan ibadetlerin aynı zamanda eğitim boyutu vardır. Hz. Peygamber döneminde kadınların camiyle ilgileri sadece ibadetle sınırlı kalmamış, onlar camideki diğer eğitim ve sosyo-kültürel faaliyetlerden de faydalanmışlardır. Çünkü İslâm dininde ilim öğrenmeye büyük önem verilmiş,[2] kadın ile erkek ibadette olduğu gibi eğitim konusunda da eşit kabul edilmiştir.[3] (11.10.2013)

 

[1] Buharî, Ezan, 162.

[2] el-Alâk 96/1-5.

[3] İbn Mâce, Mukaddime, 81.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.