Ahmet Emin Seyhan

Ahmet Emin Seyhan

Bir İslâm Toplumunda Asla Dilencilik Olamaz!

A+A-

Dinimiz İslâm, çalışmayı emir ve tavsiye etmiş, tembelliği ve insan onurunu zedeleyen dilenciliği kesinlikle yasaklamıştır. Elbette yoksulu doyurmak, gerçek ihtiyaç sahibine Allah rızası için yardım etmek bir müslümanın görevidir. Ancak insanların iyilik etme duygularını istismar etmek ve İslâm’ın yanlış tanıtılmasına sebep olmak da aynı ölçüde yanlıştır.

Nitekim Peygamber Efendimiz çalışıp kazanabilecek güce sahip birisinin dilenmesini kesinlikle doğru bulmamış, dilenciliği meslek haline getirenleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur: “Sizden bazıları (bütün uyarılara rağmen) dilenmekten vazgeçmez ve insanlardan istemeye devam ederse kıyamet günü yüzünde et parçası kalmaksızın (rezil bir halde) Allah'a kavuşur.”[1]

“Her kim çok mal biriktirmek için, insanların (iyilik etme duygularını istismar ederek) onların mallarını (az ya da çok olsun) isteyip durursa, o dilenci muhakkak bir ateş parçası istemektedir.”[2]

“Sizden birisinin bir kucak odun toplaması, sonra da o odun demetini sırtına yükleyip (getirip pazarda) satması, (kazandığı o helal paradan) tasadduk etmesi ve böylece insanlardan bir şey istemek zorunda kalmaması, kendisine verecek veya vermeyecek bir adamdan gidip istemesinden çok daha hayırlıdır. Çünkü veren el, alan elden hayırlıdır.”[3]

Görüldüğü üzere İslâm, çalışmayan, tembel tembel oturan, bir lokma bir hırka diyen, başkalarına yük olan müslümana iyi müslüman gözüyle bakmaz. Yukarıdaki hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere dilenmek ve dilenciliği meslek hâline getirmek şiddetle yasaktır. Çalışıp kazanmak ve elinin emeğini yemek esastır.

Öte yandan dilenciliğin nedeni kesinlikle yoksulluk değil eğitimsizlik, sorumsuzluk, onursuzluk ve tembelliktir. İşin kolayına kaçmaktır. Halkın iyilik etme ve yardımda bulunma duygularını istismar ederek kısa yoldan para ve servet toplamaktır.

Dilenciliğin kötü sonucu ise İslâm’ın adaletsiz bir din olduğu ve sosyal adalete önem vermediği izlenimin doğmasına yol açmaktır. Dolayısıyla dilenciliği meslek haline getirenlere yardım ederek dilenciliğin devamına katkı sağlamak doğru değildir. Konu bir de bu açıdan değerlendirilmelidir. Bu bakımdan tanımadığı ve bilmediği dilencilere yardım ederek bu kötü izlenimin yaygınlaşmasında pay sahibi olmak pasif suç ortaklığıdır ve yanlıştır.

Nitekim Kur’ân’a göre bir müslümanın kime yardım edeceği açık ve nettir. Konu ile ilgili ayeti birlikte okuyalım. “Allah yolundaki çalışmasından ötürü özgürlükleri kısıtlanarak göç etme imkânından yoksun bırakılmış ihtiyaç sahiplerine verin (yardımda bulunun). Onları tanımayanlar, onurlu tavırlarından ötürü onları zengin sanır. (Oysa dikkatlice bakınca sen) onları yüzlerinden tanırsın. Halktan yardım dilenmezler. Ettiğiniz her iyiliği Allah bilir.”[4]

Görüldüğü üzere bir mü’min her önüne gelene değil, “tanıdığı ve bildiği gerçek ihtiyaç sahiplerine” yardım etmek zorundadır. Bu da ancak sosyal dayanışma kurumlarının ve güvenilir sivil toplum örgütlerinin çalışmalarıyla tespit edilebilir. Bir müslümanın gerçek fakirleri arayıp bulmaya ayıracak zamanı olmayabilir. Bu nedenle o, ehil ve güvenilir sivil toplum örgütleri vasıtasıyla sadaka ve zekâtını gerçek ihtiyaç sahibine ulaştırmakla mükelleftir. Zira Kur’ân ve sünnete uygun olan da budur. Böylece onurları nedeniyle insanlardan dilenmeyen gerçek ihtiyaç sahiplerine yardımlar ulaştırılmış olur. Bu yapıldığında ise “meslek haline getirilen açgözlü dilencilik” zamanla ortadan kalkar. Açgözlü sahtekârlar deşifre olur, gerçek hak sahipleri zekât ve sadakaya kavuşur. Böylece İslâm dini de yanlış tanıtılmaktan kurtarılmış olur.  

Bu nedenle olgun bir mü’min tanımadığı bilmediği, yolda oturup dilenen herkese veya kapısına gelene sadaka vermek zorunda değildir. Verdiğinde yanlış bir iş yaptığını bilmelidir. Az da olsa sadaka vermek yerine bu kimseleri tatlı dil ile uyarmak gerekir. Kanaatimizce böylelerinin dilenciliğe devam etmemeleri için onlara hiçbir şey vermemek en doğru olandır. Aksi takdirde bu tür dilencilik kıyamete kadar devam edecektir. Böyle bir dilenciliğin devamına neden olmak, bu tür açgözlü dilencileri özendirmek, adeta tembelliği teşvik etmek, yanlış bir infak anlayışı ile “Az da olsa kapıya gelene verin” diyerek bu işe Hz. Peygamber’in de adını karıştırmak doğru değildir. Nitekim zayıf ve mevzû hadislerle onun otoritesini sarsmak ve İslâm’ın yanlış tanıtılmasına sebebiyet vermek uygun değildir ve bunun ahiretteki sorumluluğu da çok büyüktür.

Tekrar ifade edelim ki, her ne kadar dilenci “Allah rızası için” dese de, dualar etse de, yalanlar söylese de araştırmadan ona az bir miktar dahi olsa da para veya başka şeyler vermek kanaatimizce kesinlikle doğru değildir. Gerçek fakirleri bulmak ve yardım etmek hem devletin hem de kendini bu işe adayan güvenilir sivil toplum örgütlerinin görevidir. Bu vazifeyi ihmal ederek dilencilerin ortalıkta dolaşmalarına, İslâm’ın ve müslümanların dünyaya yanlış tanıtılmasına sebep olmak çok ciddi bir vebaldir.

Müslümanların yaşadığı bir ülkede devlet, hastaya da, ihtiyara da, engelliye de, fakire de sahip çıkmak zorundadır. Ayrıca bu, tüm mü’minlerin de görevidir. Dolayısıyla bu görev devletin yetişemediği yerlerde sivil toplum örgütleri aracılığıyla deruhte edilmelidir. Sağlığı yerinde olduğu halde dilenen ve çalışmaktan kaçanlara veya bu işin çetesini ve mafyasını oluşturup insanları dilendirerek onların sırtından geçinenlere, bunu kazanç kapısı haline getirenlere fırsat/imkân vermemek ve böyle yapanları ciddi şekilde cezalandırmak gerekir.

Sonuç olarak, gerçek bir İslâm toplumunda asla dilencilik olamaz. Nerde iffetli ve onurlu fakirler varsa onlar aranır, bulunur ve onlara yardım edilir. Dilenciliğin vardığı dehşetli boyutları görmeyerek hâlâ ayetleri yanlış yorumlamak, uydurma hadisleri Hz. Peygamber’e nispet ederek bu kötü âdetin devamından yana tavır almak yanlıştır. Hiçbir kimsenin İslâm’ı yanlış tanıtmaya hakkı yoktur. Ayetler ve sahih hadisler ortadayken “Kapıya geleni ve isteyeni boş çevirmemek lazım” diyerek dilencilere yeşil ışık yakmak kabul edilemez. Dikkat edilecek olursa Kur’ân-ı Kerîm; “Dilencileri azarlamayın, onlara kötü davranmayın” demektedir. Dilencileri “Boş çevirmeyin” dememektedir. Bu ikisi birbirine kesinlikle karıştırılmamalıdır. Gerçek ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için çaba göstermek yerine dilenciliği meslek haline getirenlere para vermek ve güya böyle yaparak vicdanını rahatlatmak kanaatimizce yanlıştır. Bu, Kuran’a ve sahih sünnete aykırı bir hâldir. İşin doğrusu her türlü dilenciliği ortadan kaldırmak için gayret etmek ve toplumda ihtiyaç sahibi kimse kalmaması için gereken her türlü tedbiri çok önceden almaktır. (22.03.2013)

 

[1] Müslim, 12/Zekât, 35 (I, 720), nr: 103, 104.

[2] Müslim, 12/Zekât, 35 (I, 720), nr: 105.

[3] Müslim, 12/Zekât, 35 (I, 721), nr: 106.

[4] el-Bakara 2/273.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.